• 1
0
Okunma
322
Cevap
1
Soru :

George Herbert Mead'ın Sosyal Benlik Anlayışı

George Herbert Mead'ın Sosyal Benlik Anlayışı nedir
Bölüm: Sosyoloji
Durum: Çözüldü
Tarih: 4 ay önce
0 kişi takip ediyor

Cevap Yaz


×
Seç Değiştir



×
Seç Değiştir

×
Örnek 1 : https://www.youtube.com/watch?v=0zuBFyfQ3Qc
Örnek 2 : https://vimeo.com/8802569

Verilmiş Cevaplar


15



2020-05-23 02:36:17 #
Cevap :

Mead’in Benlik Anlayışı

Benliğin Toplumsal Doğası

Bir “sosyal davranışçı” olarak Mead, kişinin kendini deneyim alanı içindeki bir nesne olarak görme kapasitesinin öğrenilmiş bir davranış tipi olduğunu vurgular. Bu davranış diğer insanlarla etkileşim sayesinde öğrenilir: Benlik gelişen bir şeydir; başlangıçta, doğum esnasında yoktur, toplumsal deneyim ve etkinlik süreci içinde ortaya çıkar, yani belirli bir bireyde onun bir bütün olarak bu süreçle ve bu süreç içinde diğer bireylerle ilişkilerinin bir sonucu olarak gelişir.

Benlik dili kullanma ve diğerinin rolünü-alma kapasitesinin ürünüdür. Cooley’nin “ayna benlik” kavramının temel özelliklerini alan Mead’e göre sosyal ben ,bireylerin diğerlerinin hareketlerini okudukları veya “onların tutumlarını edindikleri” ve belirli bir benlik-imgesi ürettikleri bir süreçtir. Bu benlik-imgesi, bireyde belirli tepkiler üreten davranışsal uyaran olarak işler. Ayrıca, bireyin tepkileri diğerlerinin başka tepkilerine yol açar ve bir bireyin rol-almasını mümkün kılan, böylece yeni benlik-imgeleri ve yeni davranışsal uyaranlar üreten hareketlerin sergilenmesiyle sonuçlanır. Nitekim zihin gibi benlik de etkileşim içindeki ve tepkilerini birbirlerine göre ayarlayan insanların üçlü matrislerinin ürünüdür. Zira birey benliğini doğrudan değil, diğerlerinin hareketlerini okuyarak kurar. Mead’e göre birey, kendini doğrudan değil dolaylı olarak, aynı toplumsal grubun diğer üyelerinin bakış açısından veya bir bütün olarak toplumun genel bakışı açısından algılar. Kişi kendisi için bir nesne hâline ancak toplumsal bir deneyim ve davranış ortamı veya bağlamı içindeki diğerlerinin kendisine ilişkin tutumlarını dikkate alarak gelir.

Benliğin Yapısı ve Evreleri

Mead “benlik” kavramını birkaç farklı şekilde kullanır. Bir kullanıma göre benlik, kişinin belirli bir durumdaki bir nesne olarak kendisi hakkındaki “geçici imge”si olarak görülür. Nitekim insanlar etkileşimleri sırasında, durumlara göre rol-alır ve benlik-imgeleri üretirler. İkinci olarak, Mead’e göre benlik, bir yapı veya tipik anlamlar topluluğudur. Zira “bir benlik ortaya çıktıktan sonra, artık belirli bir anlamda kişinin toplumsal deneyimlerini oluşturur.”

Bu görüşler kuşkusuz çelişkili değildir. Belirli durumlar içinde benlik-imgelerinin üretilmesi süreci zamanla, kişinin belirli bir nesne tipi olarak kendisine yönelik daha kalıcı, sürekli tutumlarının kristalleşmesine yol açar. İnsanlar diğerlerinin hareketlerini onların kendilerine karşı tutumları ışığında seçici olarak yorumlarlar ve böylece davranışları bir tutarlılık kazanır. Zira kendini belirli bir nesne tipi olarak görme, nispeten istikrarlı olduğunda ve benlik çevredeki diğer tüm nesneler gibi davranış için bir uyaran olarak kullanıldığında, somut davranışlar farklı toplumsal durumlarda belirli bir tutarlılık sergileyecektir.

Mead’in kavramlaştırması, kendini bir nesne olarak görmeyi insanlara özgü bir davranış olarak alması bakımından ‘davranışçı’dır. Ayrıca benlik, tıpkı kendi çevresindeki diğer nesneler gibi, davranış için uyarandır. Bu yüzden, insanlar bir nesne tipi olarak kendileri hakkında tutarlı bir benlik anlayışı geliştirirken -yani benlikleri bir yapı sergilerken- bu istikrarlı uyarana tepkileri tutarlılık kazanır. Mead’in benliğin yapısı kavramlaştırması benliğin istikrarının büyük ölçüde içinde ortaya çıktığı toplumsal süreçlerin birliği ve istikrarın ürünü olduğunu kabul etmeyi gerektirir.

Mead, benliğin evrelerini “ ferdî ben” (I) ve “sosyal ben” (me) terimleri aracılığıyla kavramlaştırır. Mead bir kişinin belirli bir durum içindeyken sergilediği davranışlar sonucunda ürettiği benlik-imgesini “sosyal ben” olarak terimleştirir. Aslında, “sosyal ben” diğerlerinin tutumlarını ve genelde toplumu temsil eder. Örneğin yabancıların bulunduğu kalabalık bir ortamda yüksek sesle konuştuğumuzda diğerlerinin hayret dolu bakışlarıyla karşılaşırız ve yabancılar arasındayken ses düzeyleri ve tonları konusunda genel normların varlığını fark ederiz. Bunlar, belirli bir durumda diğer belirli kişilerin hareketlerini okuyarak ve toplumun rolünü-alarak ya da tutumunu-edinerek kazanılan “sosyal ben” imgeleridir. “Sosyal ben”den farklı olarak “ ferdî ben” davranışların somut sergilenişidir. Kişi yüksek sesle konuştuğunda bu “ ferdî ben”dir ve aynı kişi kendi yüksek sesine tepki verdiğinde eylemin “sosyal ben” evresi devreye girer. Mead “ ferdî ben”in sadece deneyimler sırasında bilinebileceğini vurgular, zira “ ferdî ben”in gerçekte ne yaptığını bilmek için “sosyal ben” imgelerinin gelmesini beklememiz gerekir. İnsanlar hareketi yapıncaya kadar ( ferdî ben) diğerlerinin beklentilerinin (sosyal ben) gerçekte nasıl somutluk kazanacağını bilemezler.

“ Ferdî ben ve “sosyal ben kavramlaştırması, Mead’in benliği sürekli bir davranış ve benlik-imgesi süreci olarak kavramlaştırmasını mümkün kılar. İnsanlar eylemlerde bulunurlar; kendilerini nesneler olarak görürler; eylemlerinin sonuçlarını değerlendirirler; diğerlerinin kendi eylemlerine tepkilerini yorumlar ve bir sonraki adımda nasıl davranmaları gerektiğine karar verirler. Ardından yeniden eylemlerde bulunur, kendi eylemleri hakkında benlik-imgeleri üretirler. Benliğin evreleri kavramlaştırması Mead’in başka bazı kavramlaştırmalar yapmasını mümkün kılar. İlk olarak Mead, insan eyleminde kendiliğindenliğe yer bırakır; “ ferdî ben” sadece deneyimler sırasında veya “sosyal ben” aracılığıyla bilinebiliyorsa, kişinin eylemlerinin sınırları asla tamamen belirlenmiş değildir.

İkinci olarak, bu kavramlaştırma Mead’e özdenetim sürecini tasavvur etme yolu sağlamıştır. İnsanlar, tepkiler veren, geri-bildirimlerde bulunan ve uyum sağlayan ve ardından yeniden tepkiler veren sibernetik organizmalardır. Mead bu yolla benliğin, tıpkı zihin gibi, bir adaptasyon süreci olduğunu vurgular; benlik organizmanın kendi ortamına uyum sağlarken bir nesne olarak kendisine bir dizi tepki vermesini içeren bir davranıştır.

Üçüncü olarak benliğin “ferdi” ve “sosyal ben” evreleri Mead’e diğerlerinin beklentilerini ve toplumun eylemi sınırlama derecelerindeki çeşitlilikleri kavramlaştırma yolu sağlar. “Ferdi” ve “sosyal ben”in göreli değerleri insanların belirli bir durum içindeki statülerinin pozitif fonksiyonudur. Bir gruba katıldıkları ölçüde onların kendi “sosyal ben” imgelerinin değerleri artacak ve ayrıca “ ferdî ben”le ilgili dürtüler daha fazla kontrol altına alınacaktır. Aksine, bir grup ilişkilerinden uzaklaştıkça kişinin “sosyal ben” imgeleri daha az belirgin ve bu yüzden somut davranışla-rında sapmalar daha fazla olacaktır.

Benliğin Oluşumu

Mead insanlarda benliğin ve benlik-algısının oluşumunu anlamak için büyük çaba harcar. Bu ilgi onun, benliğin bir toplumsal ürün ve insan organizmaların içinde yer aldıkları ortamlara uyum ve adaptasyon çabaları sonucunda ortaya çıkan bir davranış tipi olduğunu yeniden vurgulamasına yardımcı olmuştur. Benlik zihnin gelişimine yol açan aynı süreçlere bağlı olarak oluşur, ancak ayrıca zihnin davranış kapasitelerine bağımlıdır.

İnsan yavrusu bir benlik geliştirebilmek için anlamlı sembolleri kullanma yeteneğini kazanmak zorundadır. Zira bu yetenek olmadan diğerlerinin rolünü almak ve böylece onların hareketlerini yorumlayarak bir benlik-imgesi üretmek mümkün değildir. Benlik ayrıca zihnin kapasitelerine bağımlıdır, zira insanların kendilerini kendi deneyim alanlarındaki bir nesne olarak dilsel olarak ifade edebilmeleri ve bir nesne olarak kendilerine karşı tepkileri düzenleyebilmeleri gerekir. Nitekim anlamlı sembolleri kullanma, rol alma yeteneği ve zihnin davranış kapasiteleri benliğin gelişmesinin, özellikle daha istikrarlı bir benlik anlayışının önkoşuludur.

Mead, benliğin üç evreden geçerek geliştiğini göstermeye çalışır. “Oyun evresi”nde oldukça sınırlı bir rol-alma kapasitesi mevcuttur. Bir çocuk aynı süre içinde sadece bir veya daha sınırlı sayıda kişinin perspektifini-yüklenebilir ve oyun, çoğu kez, çocuğun belirli bir rolü-oynarken hayali arkadaşlarla konuşması ve etkileşiminden biraz daha fazlasını gerektirir. Nitekim “anne” rolü oynayan bir çocuk daha sonra “‘bebek” rolünü-alabilir ve bu rolleri belirli bir sırayla oynayabilir. Dolayısıyla “oyun evresi” belirli bir süre içinde sadece sınırlı sayıda diğerinin perspektifini yüklenme yeteneği olarak tanımlanabilir.

Bir çocuk, biyolojik olgunlaşmayla ve diğerlerinin perspektiflerini yüklenerek nihayetinde, süregelen ve organize bir etkinlik içindeki diğerlerinin rolünü alma kapasitesi kazanır. Mead’in “takım oyunu” olarak terimleştirdiği ikinci evrede bireyler aynı anda birçok diğerinin rolünü alabilirler. Bu tür bir rol-almanın muhtemelen en prototip biçimi bir takım oyunu, örneğin futbol oynamaktır. Burada, çocuk diğer oyuncuların rollerini almak, onların nasıl hareket edebileceklerini tahmin etmek ve tepkilerini onların muhtemel eylem akışlarına göre koordine etmek durumundadır. Nitekim çocuklar kendilerini, organize bir alan içindeki nesneler olarak görmeye ve kendilerine ve diğerlerine gösterdikleri tepkileri, etkinliğin koordinasyonunu mümkün kılacak biçimde kontrol etmeye ve düzenlemeye başlarlar. Benliğin bu gelişme evresinde, takım oyunu benzeri durumların miktarı ve çeşitliliği artar.

Bireyler hem “oyun” hem de “takım oyunu” evresinde kendilerini “özel diğerleri”’ ile ilişki içinde görürler. Bireyler, belirli roller-üstlenen özel diğerlerinin rolünü alarak onların bakış açılarından kendi benlik-imgelerini üretirler. Ancak Mead’e göre, üçüncü ve son evre olan “genelleştirilmiş diğeri”nin rolünü-alma aşamasına kadar benlik henüz eksiktir. Ona göre, “genelleştirilmiş diğeri” mevcut bir kolektivitenin üyeleri arasında egemen “tutumlar toplamı”dır. Bireyler kendilerini bu tutumlar toplamıyla ilişki içinde görebildiklerinde ve böylece davranışlarını bu tutumlarla ilişkili beklentilere göre ayarlayabildiklerinde benlik gelişiminin üçüncü evresine ulaşır. Bu son evrede artık bireyler genelleştirilmiş diğerinin rolünü-alabilirler. Mead’e göre, oyun ve takım oyunu benlik gelişiminin başlangıç evreleridir, ancak bireyler son evrede diğerlerinin farklı tutumlarını genelleştirebilir, kendilerini genel bir perspektiften görebilir ve eylemlerini bu perspektife göre düzenleyebilirler.

Kendini genelleştirilmiş diğeriyle ilişki içinde bir nesne olarak görme kapasitesi olmadığında davranışlar sadece belirli durumlara özel olarak kalabilir. Zira insanlar kendilerini daha genel bir toplumsal süreç içinde yer alan nesneler olarak göremediklerinde, eylemleri farklı durumlarda süreklilik sergileyemez. Ayrıca, insanlar kendilerini bir toplumun üyesi olarak görmediklerinde ve tepkilerini genelleştirilmiş diğerinin beklentileriyle ilişki içinde ayarlayamadıklarında (farklı gruplardan meydana gelen) daha büyük toplumlar yaratamazlar.

Durkheim’ın “kolektif bilinç” kavramı ile Mead’in “genelleştirilmiş diğeri” kavramı arasındaki benzerlik açıktır. Ancak Mead’in kavramsallaştırmasında ayırt edici bir unsur bulunmaktadır: Mead analizine, bireylerin kendi eylemlerini kolektivitenin (topluluk) perspektifinden görebilme ve bu perspektife göre ayarlayabilme mekanizmasını, yani “rol-alma”yı da dahil etmiştir.

Mead kompleks sosyal sistemlerde birçok “genelleştirilmiş diğeri” olabileceğini kabul eder. Bireyler kendilerini birçok farklı perspektiften görebilir ve davranışlarını farklı perspektiflere göre ayarlayabilirler. Ayrıca “genelleştirilmiş diğeri”, somut ve işlerlikteki grupların kolektif tutumlarının cisimleşmesini temsil edebilir veya daha soyut, daha genel sosyal sınıflar veya toplumsal kategorilere ait olabilir.

Küçük bir grubun perspektifinden tüm toplumun perspektifine kadar, birçok farklı genelleştirilmiş diğerinin rolünü-alabilme kapasitesi, bireylerin kendilerini toplumun perspektifinden değerlendirebilmeleri, eleştirebilmeleri ve ayarlayabilmelerini mümkün kılar.





GEORGE HERBERT MEAD’İN SOSYOLOJİSİ

Nispeten az yazdığı için Mead’in temel çalışmalarının çoğu öğrencileri tarafından yayınlanan ders notlarından ibarettir. Bu yüzden, onun düşüncelerinin özünü oluşturan ve ölümünden sonra yayımlanan dört kitap oldukça hacimli ve dağınıktır. Ayrıca Zihin, Benlik ve Toplum adlı eserindeki düşünceleri hariç, yaklaşımları sosyolojik olmaktan çok felsefidir.

Bu ders kapsamında, Mead’in temel sosyolojik düşünceleri, felsefi çalışmaları arasından ayıklanacak ve özellikle sosyal psikoloji alanındaki çalışması Zihin, Benlik ve Toplum üzerinde durulacaktır. Bu çerçevede öncelikle, Mead’in “zihin”, “benlik” ve “toplum” kavramlarını nasıl tanımladığı ve bunlar arasındaki ilişkiyi nasıl temellendirdiği incelenecektir. Bu noktada, onun geliştirip yeni bir bakış açısıyla sosyolojiye kazandırdığı “ ferdî ben” ve “sosyal ben” kavramları açıklanacaktır. Yine Mead’in toplum anlayışı çerçevesinde merkezî önemi haiz “rol-alma” ve “genelleştirilmiş diğeri” kavramları ayrıntılı bir şekilde izah edilecektir. Son olarak, düşüncesinin ana temalarından biri olan “edim” ve bu kavram etrafında geliştirdiği felsefi yaklaşım olabildiğince sosyolojik bir kalıba dökülerek değerlendirilecektir.

Mead’in Genel Felsefesi

Mead’in sosyolojisinin büyük bölümü daha genel felsefi yaklaşımının sadece bir parçasıdır. Bu yaklaşım ne tam olarak ifade edilmiş ne de bütünlüklü bir biçimde ortaya konulmuştur, ancak ölümünden sonra yayımlanan iki çalışma “19. yüzyılda Düşünce Hareketleri” ve “Mevcudun Felsefesi” Mead’in genel yaklaşımı hakkında ipuçları sunar.

Bu çalışmalarda büyüleyici birçok tema yer alır, ancak en fazla süreklilik sergileyenlerden biri, tüm insan etkinliğinin toplumsal ortama uyum ve adaptasyonu temsil ettiği düşüncesidir. Mead, “19. yüzyılda Düşünce Hareketleri” başlıklı çalışmasında, toplumsal düşüncenin gelişimini bilimsellik öncesi ilk evreden çağdaş bilimsel evreye kadar araştırır. Mead’e göre, tarihteki büyük fikirler, Comte’un üç hâl yasasındakine benzer biçimde, sürekli daha rasyonel veya bilimsel bir yönde ilerler ve bilimsel düşüncenin oluşumuyla dünyaya daha iyi adaptasyon ve uyum sağlanabilir.

“Mevcudun Felsefesi” bir ölçüde, Mead’in sosyal psikolojisinde, özellikle Zihin, Benlik ve Toplum’da  yer alan düşüncelerin daha felsefi düzeyde açımlanmasını temsil eden ve farklı yerlerde yayımlanmış yazılarından oluşturulmuş bir derlemedir. Ayrıca, Mead burada insanların süregelen yaşam sürecine adaptasyonlar sonucunda bir dizi özel davranış kapasitesi geliştirdiklerini vurgular. Bu tartışmanın büyük bölümünde bilincin geçmiş, mevcut ve gelecekteki ontolojik statüsü üzerine felsefi temalar ele alınır; ancak, onun vurguladığı konular arasında insanların düşünme ve üzerinde-düşünme kapasitelerinin bir zihin ve beden düalizmini gerektirmediği düşüncesi yer alır, zira insanlara has tüm zihinsel yetenekler onların karşılaştıkları mevcut ortamlara uyumlarını kolaylaştırmaya yönelik davranışlardır.

Zihin, Benlik ve Toplum

Mead’in kitabı Zihin, Benlik ve Toplum Chicago Üniversitesi’ndeki sosyal psikoloji derslerinde öğrencilerin tuttukları notlardan oluşturulmuştur. Bu yazılar 1927-1930 yılları arasında verilen derslerde tutulmuş notlardan oluşturulsa da toplumsal etkileşim, kişilik ve toplumsal düzen üzerine temel fikirler on yıl kadar önce geliştirilmiştir.

Mead genel olarak “zihin, “ruh”, “irade” ve diğer psikolojik durumları bir tür manevi varlıklar olarak görme eğiliminin savunulamaz olduğunu düşünür. Ona göre yapılması gereken şey; insan kişiliğinin en özel iki yanı olan “zihin” ve “benliğin” ve varlığını bu ikisi sayesinde sürdüren toplumun, süregelen toplumsal süreçlerin birer parçası olarak alınmasıdır.

Mead’in “Yaşam Süreci” Anlayışı

Darwin’in evrim teorisi Mead’e “çevre koşullarına adaptasyon süreci olarak yaşam” anlayışı sağlar. Bu anlayışa göre bir türün nitelikleri, içinde bulunduğu koşullara adaptasyonunu sağlayan özelliklerin seleksiyonunun ürünüdür. Bu teori Mead’e göre, genelde yaşam sürecini anlayacak genel bir metafor ve böylece insanları analiz edecek bir genel perspektif sunar. Felsefi bir öğreti olarak pragmatizm, Darvinist metaforu insan davranışlarını anlamak için gerekli ilkelere dönüştürecek bir yol sunan John Dewey tarafından geliştirilmiştir:

İnsanlar dünyaya ‘uyum sağlamak’ için mevcut imkânları kullanan ‘faydacı’ varlıklardır; tersinden söylersek, bireye özgü şeylerin çoğu dünyaya uyum çabalarının ürünüdür.

Dewey’nin araçsalcılık olarak adlandırılan pragmatizmi, dünyaya adaptasyonda eleştirel ve rasyonel düşüncenin önemini vurgular. Pragmatizm felsefesi Mead’e, “insanların varlıklarını sürdürmelerini sağlayan temel bir adaptasyon biçimi olarak düşünme” anlayışı sağlar. Önde gelen bir psikolojik düşünce okulu olarak davranışçılık, pragmatizmin bu vurgusuna yakın durur, zira tüm hayvanların ödüllendirilen veya pekiştirilen çevresel uyaranlara tepkileri sürdürme eğiliminde oldukları vurgulanır. Faydacıların düzenin özgür bireyler arasındaki rekabet sonucunda geliştiği görüşü ise “biyolojik düzenin temel ilkesi olarak mücadele” gibi Darvinist anlayışlarla paralellik sergiler.

Mead’e göre insanlara has özelliklerin, örneğin dili kullanma, kendini bir nesne olarak görebilme ve muhakeme kapasitelerinin adaptasyon ve uyum süreçlerinin ürünleri oldukları söylenebilir. Zihin ve benlik, davranışçıların çoğu kez yaptıklarının aksine, göz ardı edilemez. Ayrıca zihin ve benlik, mistik veya manevi güçler olarak da görülemez. İnsanlar, diğer türler gibi evrimleşmişlerdir; bu yüzden, onların en ayırt edici özellikleri (zihin, ben-lik ve toplum) adaptasyonun ürünleri olarak görülmelidir. Ayrıca, insan türünün her üyesi şu açıdan diğer türlerin bireylerine benzer: “Onları oldukları kılan şey, belirli bir ortamın özelliklerine uyumlarının yanı sıra, türlerinin ortak biyolojik mirasıdır.”

Mead’in Sosyal Davranışçılığı

Mead kendi çalışmasını sosyal davranışçılık olarak tanımlamasa da sonraki yorumcular bu terimi onun çalışmasını Watson’ın davranışçılığından ayırmak için kullanmışlardır. Mead, öznel bilincin önemini yadsıyan Watson’ın aksine, ‘öznel davranış’ı anlamak için genel davranışçı ilkelerin kullanılabileceğini düşünür.

Sosyal davranışçılık bireylerin, süregelen toplumsal organizasyon/düzen örüntülerine uyum sağlayarak belirli bir davranış stoku kazanmalarıyla ilişkili süreçleri vurgular. Analiz gözlenebilir bir olguyla, yani organize/düzenli etkinliğin nasıl ortaya çıktığıyla başlamalı, ardından bu bireylerin kendi özel eylemlerini ilgili organize etkinliğe nasıl uyarladıklarını anlamaya çalışmalıdır.

Sosyal psikolojide, toplumsal grubun davranışı onu oluşturan tekil bireylerin davranışlarıyla açıklanmaz; daha ziyade, onu meydana getiren tekil bireylerin (elamanlar) davranışları mevcut bir kompleks grup etkinliği bütününe göre analiz edilir. Kısacası, sosyal psikoloji; toplumsal grubun düzenli davranışlarını ona ait tekil bireylerin davranışlarıyla değil, daha ziyade bireyin davranışlarını toplumsal grubun düzenli davranışlarına göre açıklamaya çalışır.

Bireylerin davranışları (sadece gözlenebilir eylemler değil, içsel davranışlar, düşünme, değerlendirme ve karşılaştırma) da toplumsal bağlamı içinde analiz edilmelidir. Zira insanlara has özelliklerin kaynağı süregelen toplumsal etkinlikler veya ‘toplum’a uyumdur. Bundan dolayı, Mead’in sosyal davranışçılığını Watson’ın davranışçı yaklaşımından iki şekilde ayırabiliriz. İlk olarak iç öznel deneyimler göz ardı edilemez veya metodolojik açıdan önemsiz olarak görülemez. İkinci olarak insanların davranışları süregelen ve organize toplumsal etkinliğe adaptasyon ve uyumun ürünüdür; bunlara Mead’in zihin ve benlik olarak adlandırdığı insan davranışları dâhildir. Böylece, davranışların pekişmesi topluma uyum ve adaptasyon düzeyiyle aynı şey olarak alınır.

Mead’in Zihin Anlayışı ve Bedensel Hareketler

Mead’e göre, “zihin” bir toplumsal ortamda diğerleriyle etkileşimin ürünü olan bir davranışsal tepki türüdür. Etkileşim olmasaydı zihin var olamazdı. Mead’e göre “zihni toplumsal süreç içinde, somut toplumsal etkileşimler matrisi içinde ortaya çıkan ve gelişen bir şey olarak görmemiz gerekir”. Yani bireysel iç deneyimler toplumsal edimler açısından ele alınmalıdır.

Zihnin içinde oluştuğu toplumsal süreç, bedensel hareketlerle (gestures) iletişim sürecidir. Mead, bedensel hareketlerin iletişim ve etkileşim açısından merkezî yerini anlamak için Alman psikolog Wilhelm Wundt’un görüşlerinin önemli olduğunu düşünür. Bedensel hareketleri duyguların ifadeleri olarak gören Darwin’in aksine, Wundt bu tür hareketleri bir organizmanın -bir başka organizmanın davranışına yol açan- süregelen davranışının bir parçası olarak kabul eder. Mead bu temel fikri alır ve sadece zihin ve benliğin oluşumunu değil, toplumun oluşumu, devamı ve değişimini de kapsayacak biçimde genişletir.

Mead en basit etkileşim biçimini ifade etmek için “hareketler konuşması” kavramını geliştirir. Bir organizma ikinci bir organizmada bir tepkiye yol açan bedensel hareketler sergiler. Ayrıca, ikinci organizma ilk organizmanın “uyum tepkisi”ne (adjusted response) yol açan hareketler sergiler. Dolayısıyla etkileşim sürdüğünde, ilk organizmanın ‘uyum tepkisi’ ikinci bir organizmanın bir başka uyum tepkisiyle sonuçlanan bedensel hareketler sergilenmesini gerektirir ve iki organizma arasındaki etkileşim devam ettiği sürece karşılıklı uyum tepkileri devam eder. Mead bu “hareketler konuşması”nı, birbiriyle ilişkili üç unsur veya üçlü matris olarak adlandırır:

  1. Bir organizma çevresindeki şeylere tepki verirken belirli bir bedensel hareket sergiler (hareket);
  2. Bir başka organizma eyleyen organizma için genel bir uyaran oluşturan bir tepki verir (tepki);
  3. Eyleyen organizma tepki veren organizmanın davranışsal uyaranını dikkate alarak bir uyum tepkisi verir (uyum).

Bu üçlü matris organizmalar arasındaki en basit iletişim ve etkileşim biçimidir. Mead’e göre, bu etkileşim biçimi ‘alt düzey hayvanlar’ ve insan yavrusunu içerir. Örneğin, bir köpek havladığında bir başka köpek, bir saldırı işareti olan bu hareket karşısında muhtemelen kaçarak tepki verecek, bu süreç havlayan köpeğin tepkisini, kaçan köpeği kovalayarak veya saldırgan dürtülerini bir başka yerde ifade etmeye yönelterek uyarlamasını gerektirecektir. Bir başka örnek verirsek, aç bir bebek ağladığında anne buna bir tepki verir (örneğin bebeği doyurur) ve bu da bebeğin “uyum” tepkisiyle sonuçlanır.

Mead’e göre bir bedensel hareket, “belirli bir organizmanın bir başka organizmaya sonraki davranışının ne olacağını gösterdiğinde bir anlama sahiptir”. Nitekim, havlama hareketi bir köpek havladığında ve diğer köpek bu hareketi bir saldırıyı tahmin için kullandığında bir anlama sahiptir. Böylece, anlamın davranışçı bir tanımı verilir: Anlam, bir organizmanın, sonraki bir başka davranışına işaret eden davranış veya bir hareket türüdür. Bu yüzden, anlamın kompleks bilişsel bir etkinlik içermesi gerekmez. Mead’e göre, havlayan bir köpekten kaçan bir köpek ‘fikirler’ veya ‘düşünceli kararlar’ içermeyen bir tepki vermektedir; yine de havlama köpek için bir anlama sahiptir, zira o havlamayı olacak şeyin bir ilk işareti olarak kullanmaktadır. Bu yüzden anlam, özünde, bir bilinç durumu olarak ya da organizmaların içinde yer aldıkları deneyim alanının dışında veya salt zihinsel olarak mevcut düzenli bir ilişkiler seti olarak anlaşılamaz; aksine nesnel bir şey olarak, bizzat varoluşa sahip bir şey olarak anlaşılmalıdır.

Mead’e göre, insanlar arasında diğer canlılardakinden nitelik olarak farklı bir iletişim biçimi gelişmiştir. Bu iletişim, anlamlı sembolleri içerir. Anlamlı sembolleri kullanma kapasitesi insanı diğer türlerden ayırır. Zihin, insan yavrusunun olgunlaşırken anlamlı sembolleri kullanma kapasitesinin giderek gelişmesiyle ortaya çıkar. Ayrıca zihin; benliğin gelişmesini, toplumun sürekliliğini ve değişimini sağlar.

Anlamlı Semboller ve Zihin

Alt düzey organizmaların bedensel hareketleri, Mead’e göre, bir hareketi sergileyen organizma ile bu hareketi yorumlayan organizmada aynı tepkiye yol açmaz. Onun ifadesiyle aslanın kükremesi aslan ve potansiyel kurbanı için aynı anlamı ifade etmez. Organizmalar birbirlerine benzer tepkiler sergilemelerine yardımcı hareketlere başvurduklarında, Mead’in anlamlı veya uzlaşımsal hareketler olarak terimleştirdiği şeyi kullanırlar. Mead’in ifadesiyle, bir kişi tiyatroda oyun sırasında ‘Yangın!’ diye bağırdığında, bu hareket hem bağıran hem de bu bağırmayı duyan kişi(ler)de benzer bir tepki (örneğin kaçma tepkisi) yaratma eğilimindedir. Ona göre, bu hareketler insanlara özgüdür ve zihin, benlik ve toplum kapasitelerini mümkün kılar.

Mead’in ana vurgusu, dilin temelini anlamlı sembollerin oluşturduğudur. Bunlardan en özel öneme sahip olanı “anlamlı semboller olarak ses”tir; çünkü sesler, gönderen ve alıcı tarafından kolayca işitilebilir, böylece benzer bir davranış eğilimini harekete geçirebilir. Ses dışındaki başka semboller de benzer davranış eğilimini harekete geçirebilmeleri bakımından önemlidir. Örneğin, kaşlarını çatmak, kötü kötü bakmak, yumruklarını sıkmak, sert bir duruş… Bunların hepsi, gönderenler ve alıcıların benzer tepkileri için bir uyaran hizmeti görmeleri bakımından önemlidir. Nitekim dil -yani anlamlı sembollerle iletişim- kapasitesi insanlara has bir özellik olan zihin ve benlik kapasitelerini ortaya çıkartır. İnsan yavrusu temel dil kapasitesini kazanıncaya kadar bir zihne sahip değildir.

Peki dil, zihni hangi yollarla mümkün kılar? Mead kendi zihin kavramlaştırmasını formüle ederken, faydacı “rasyonel seçim” yaklaşımının yanı sıra, Dewey’nin “refleksif” ve “eleştirel düşünme fikrine başvurur. Mead’e göre, zihin aşağıdaki davranış kapasitelerini gerektirir:

  1. Çevredeki nesneleri anlamlı sembollerle ifade etme,
  2. Bu sembolleri kendi tepkisi için bir uyaran olarak kullanma,
  3. Başkalarının hareketlerini okuma, yorumlama ve bunları kendi tepkisi için bir uyaran olarak kullanma,
  4. Kendisinin ve diğerlerinin davranışlarına açık tepkilerini geçici olarak askıya alma veya engelleme,
  5. Alternatif davranışlar “tasarlayabilme”, sonuçlarını tahmin edebilme ve çevreye uyumu mümkün kılacak uygun tepkiyi seçme.

Bu yüzden zihin, bir öz veya kendilik değil, bir davranıştır. Zihin, somut tepkileri yönlendirebilmek, ancak aynı zamanda açık tepkileri engellemek veya ertelemek, muhtemel tepkileri tasarlayabilmek ve değerlendirebilmek için anlamlı sembolleri kullanmayı gerektiren bir davranıştır. Bu yüzden, zihin anlamlı sembollerin kullanıldığı bir ‘içsel hareketler konuşması’dır; çünkü zihin sahibi bir birey kendisiyle konuşmaktadır. Birey anlamlı sembolleri bir tepki çizgisini başlatmak için kullanır; bu tepkinin sonuçlarını zihninde canlandırır; gerektiğinde tepki vermez ve alternatif tepkileri başlatmak için başka semboller kullanır ve amacına ulaşıncaya kadar tepkiler sergilemeye devam eder ve belirli bir davranış çizgisini açık bir biçimde sürdürür.

Mead’e göre zihnin bu kapasitesi, -sadece- doğuştan gelmez; merkezi sinir sistemi ve beyin kabuğunun belirli bir biyolojik olgunlaşmasına olduğu kadar, başkalarıyla etkileşime ve onların anlamlı sembollerini yorumlama ve kullanma yeteneğini kazanmaya bağlıdır. Mead’in belirttiği gibi, anlamlı semboller olmadan yetişen vahşi çocuklar “insan” olarak görülmez; zira onlar anlamlı sembollerle dolayımlanmış bir çevreye uyum sağlamak zorunda kalmamış ve bu yüzden zihnin davranış kapasitelerini kazanmamışlardır.

Rol-Alma ve Zihin

Zihin bir bireyde ortaya çıkar, çünkü insan yavrusu hayatta kalabilmek için bir toplumsal ortama -yani bir düzenli etkinlikler dünyasına- uyum ve adaptasyon sağlamak zorundadır. Bir bebek, diğerlerinin hareketlerine reflekslerle tepkiler vermesi ve ortamdaki diğerleriyle benzer tepkiler vermemesi bakımından “alt düzey hayvanlar”a benzer. Ancak Mead’e göre, böyle bir uyum düzeyi ne etkilidir ne de adaptasyon türündendir. Bir bebeğin ağlaması onun ne istediğinin, örneğin besin, su, sıcaklık veya başka bir şey mi istediğinin işareti değildir ve ortamdaki diğerlerinin sesleri veya hareketlerini doğru olarak okuyamayan bebek çoğu kez uyum problemleri yaşayabilir. Nitekim hem Darvinist hem de davranışçı bir benzetme yaparsak, anlamlı hareketleri kullanma ve öğrenme yeteneğini kazanmaya yönelik bir “seleksiyon baskısı” vardır.

Anlamlı sembolleri kullanma ve yorumlamada kritik önemi haiz bir faktör, Mead’in “diğerinin rolünü alma” veya rol-alma olarak terimleştirdiği süreçtir. Anlamlı sembolleri kullanma yeteneği kişinin ortamdaki diğerlerinin sergiledikleri hareketleri okuması veya yorumlamasını mümkün kılar. Örneğin, anlamlı sembolleri yorumlama yeteneğini en temel düzeyde kazanan bebek, annesinin ses tonu, yüz ifadeleri ve sözlerini onun duyguları ve muhtemel eylemlerini tasavvur edebilmek için kullanabilir -yani onun rolünü “alabilir” veya perspektifini “yüklenebilir”. Rol-alma, zihnin oluşumu için temel önemdedir. Zira diğerlerinin hareketleri olmadan ve bu hareketleri sergileme eğilimi, alternatif davranış çizgilerini örtük olarak zihinde canlandırmak için kullanılan uyaranın bir parçası hâline gelmeden, açık davranışlar çoğu kez çevreye uyumsuzluk üretecektir. Diğerlerinin perspektifini-yüklenme yeteneği olmadan kişinin onlara uyum sağlaması ve tepkilerini koordine etmesi mümkün değildir.

Zihnin Oluşumu

Mead, zihnin belirli evrelerden geçerek geliştiğini düşünür. Hayatını sürdürebilmek için bebek diğerlerine, diğerleri de topluma bağımlı olduğu için, zihin bir bebeğin topluma zorunlu bağımlılığının ürünüdür. Toplum, varlığını dili kullanan ve rol alan aktörler sayesinde sürdürebildiği için, bebek ihtiyaçlarını sembollerle dolayımlanan bir dünya içinde karşılamak zorundadır. Bebek, diğerlerinin bilinçli terbiyesi ve basit sınama-yanılmalar neticesinde, ihtiyaçlarını (örneğin besin) karşılamakla ilişkili nesneleri belirtmek için anlamlı sembolleri kullanmaya başlar. Diğer dürtülerini karşılayabilmesi için bebeğin nihayetinde dili daha yüksek düzeyde kullanabilmesi ve anlama kapasitesi geliştirmesi gerekir ve dili kullanabildiğinde diğerlerinin hareketlerini okumaya ve onların yardımlarından faydalanmaya başlayabilir. Küçük çocuklar bilinçli olarak düşünmeye, üzerinde düşünmeye ve tepkileri zihinde canlandırmaya ancak rol-almayı öğrendikten sonra başlayabilir. Başka deyişle Mead’in “zihin” olarak terimleştirdiği en temel davranış kapasitelerini bu sayede sergilemeye başlayabilirler.

Mead, “insan zihniyle ilişkili gizemli veya mistik bir şey yoktur” görüşünün altını çizer. Zihin ona göre, benzer biçimde, bir organizma olarak insanın çevreye uyum sağlamaya çalışırken kazandığı bir davranıştır. Zihin, her aşamanın sonraki aşamaların önkoşullarını hazırladığı evreler dizisi içinde kazanılan bir davranış kapasitesidir. Çocuk, zihinle beraber kendisinin farkına varmaya başlar. Zihnin oluşumu birçok bakımdan benliğin oluşumunun önkoşuludur. Ancak, benliğin ana hatları organizmanın rol-alma yeteneğini kazanmasıyla şekillenmeye başlar; zira benlik-imgeleri ancak böyle ortaya çıkabilir veya kişi bu sayede kendisini bir nesne olarak görebilir.

Mead’in Toplum Anlayışı

Toplumun Davranışsal Temeli

Mead’e göre zihin,organizmanın nesneleri ifade etmek ve rol alabilmek için sembollere başvurmasını, nesneleri farklı davranışlar için uyaran olarak kullanmasını, tepkilerini engellemesini, alternatif tepkileri zihninde tasarlayabilmesini ve bir davranış çizgisini seçmesini mümkün kılan davranış kapasiteleridir. Nitekim zihin bireylerin iş birliği sağlayacak davranış çizgilerini seçmelerini mümkün kılar. Mead benlik terimini kendini ortamdaki bir nesne olarak görme ve belirli bir nesne tipi olarak kendisi hakkındaki istikrarlı bir benlik algısını davranışlarını düzenlemek için temel bir uyaran olarak kullanma kapasitesini betimlemek için kullanır. Zihin ve benlik kapasiteleri rol-alma süreci içinde oluşur ve bu sürece bağlı olarak sürer, zira kendini bir nesne olarak görme ve alternatif davranışlar arasından seçim yapma kapasitesi diğerlerinin hareketlerini okuyarak ve tutumları ve eğilimlerini belirleyerek mümkündür.

“Zihin”, alternatifleri ifade edebilme kapasitesi iken, “benlik” tercihleri tutarlı bir çerçeve içinde düzenleme kapasitesini ifade eder. Bir organizma alternatifleri sadece zihin sayesinde gözünde canlandırabilir, ancak onlar arasından kolayca seçim yapamayabilir. Alternatif davranışlar arasından seçim yapabilmeyi benlik kapasitesi mümkün kılar. Bu kapasite sayesinde benlik hem kişinin davranışlarında bir istikrar ve tutarlılık kaynağı oluşturur hem de davranışların toplumsal doku veya toplumla bütünlüğünü sağlar.

Benlik, davranışlarda bir tutarlılık ve bireyin geniş etkileşim ağlarıyla bütünleşmesini sağlamanın yanı sıra bir toplumsal değişme aracı olarak da hizmet eder. Benliğin iki temel evresi - ferdî ben ve sosyal ben- bireysel davranışların, toplumsal sürecin akışını belirli ölçüde değiştirebilmesini sağlar. “Sosyal ben”, toplumsal beklentilerle tamamen uyuştuğunda bile, somut davranış -yani ferdî ben- “sosyal ben” imgelerinde beklenilen davranışlardan sapabilir. Ancak bu sapma, gruptaki diğer üyeleri davranışlarını ayarlamaya zorlar. “Ferdî ben” ile “sosyal ben” arasında böylece sürüp giden etkileşim toplumsal değişimin de dinamiğini sağlar.

Mead, toplumsal düzen üzerine yaptığı analizlerde, toplumun zihin ve benlik sahibi insanlar arasındaki etkileşim süreçleriyle nasıl yaratıldığı, sürdürüldüğü ve değiştiğini göstermeye çalışır. Mead, kişilik ve toplum arasındaki bu bağlantıyı vurgularken Avrupa sosyolojisinin makro-yapısal analizlerine de değerli bir katkıda bulunur. Ancak genel olarak Mead tutarlı ve ayrıntılı bir toplumsal yapı anlayışı geliştirmekle fazla ilgilenmez. Bu nedenle Mead’de; Marx’ın çalışmalarında temel izlek olan altyapı ve üstyapı gibi ayrımlara veya Weber’in ideal tiplerine benzer girişimlere rastlanmaz. Mead ve Emile Durkheim, büyük ölçüde toplumsal bütünleşmenin sembolik temelleriyle ilgilenmeleri nedeniyle bir ölçüde yakındırlar; ancak Durkheim bütünleşmeye kültürel ve toplumsal yapılar temelinde bakma eğilimindeyken, Mead bütünleşmeyi zihin ve benliğin davranış kapasitelerinin ürünü olarak görür. Etkileşim, roller ve benlikle ilgilenmeleri bakımından Mead ve Simmel bir ölçüde benzerlik sergiler ancak Simmel, asla sistematik bir mikro-toplumsal süreçler teorisi geliştirmeye çalışmazken, Mead bu süreçlere odaklanır.

İşte bu nedenle, Mead’in toplum anlayışından bir toplumsal yapı anlayışı çıkmaz. Mead daha ziyade toplumsal düzen örüntülerinin, biçimleri ve görünümleri ne olursa olsun, insanların davranış kapasiteleri, dil, rol-alma, zihin ve benlikle iç içe geçtiğini kabul eder. Mead, kendi dönemindeki bütün düşünürler tarafından vurgulanan genel görüş, yani “toplumların giderek farklılaştıkları ve kompleks hâle geldikleri” fikri dışında, toplumsal yapıların özelliklerine sadece birkaç kez değinir.

Toplum Süreci

Mead’e göre “toplum” terimi, etkileşim süreçlerinin istikrar sergileyebileceğini ve insanların istikrarlı toplumsal ilişkilerin dayattığı bir çerçeve içinde hareket ettiklerini ifade etmenin basit bir yoludur. Toplumun temelinde dilin kullanılması ve zihin ve benlik sahibi bireylerin rol-almaları yatar. Bireyler, anlamlı “hareketleri kullanma ve okuma” kapasiteleri sayesinde rol-alabilir, belirli bir durum içindeki özel diğerlerine ve farklı genelleştirilmiş diğerlerine tepkilerini ifade etmek için zihinleri ve benliklerini kullanabilirler. “Genelleştirilmiş diğerleri”, toplumun yapısını temsil eden daha genel grupların (organizasyonlar, kurumlar, topluluklar) cisimleşmiş hâlleri olduğu için, bireylere davranışlarını ayarlamakta başvurabilecekleri ortak bir referans çerçevesi sunarlar.

Mead’e göre toplumun yapısı ve dinamikleri, genelleştirilmiş diğerlerinin miktarı, belirginliği, kapsamı ve yakınlığını etkileyen değişkenlerle bağlantılıdır. Bu yüzden, bireylerin birbirlerinin rollerini uygun biçimde alabilme ve ortak genelleştirilmiş diğeri veya diğerlerinin perspektiflerini- yüklenebilme düzeyine bağlı olarak etkileşim örüntüleri istikrarlı ve işbirliğine dayalı olacaktır. Aksine, rol-alma uygun düzeyde gerçekleşmediğinde ve farklı genelleştirilmiş diğeri veya diğerlerine göre ortaya çıktığında etkileşim bozulacak ve muhtemelen çatışma üretecektir.

Kompleks toplumlarda insanlar, çeşitli roller oynarlar ve bu rollerle ilgili dolaysız genelleştirilmiş diğerleri çoğu kez değişecektir. Bu açıklama kuşkusuz, Comte ve Durkheim’in farklılaşmanın çözücü etkilerini ifade biçimlerinden bir ölçüde farklıdır. Mead bireylerin dolaysız genelleştirilmiş diğerleri çeşitlendiğinde karşılıklı olarak rol-alabilecekleri daha genel veya daha soyut bir genelleştirilmiş diğerine sahip olmanın mümkün olduğunu kabul eder. Sonuç olarak, insanlar aralarındaki farklılıklara rağmen ortak bir perspektifi benimseyebilir ve onu davranışlarını yönlendirmek için kullanabilirler. Durkheim’in benzer kavramlaştırmasında, kolektif bilincin zayıflaması ve sonuçta anominin ortaya çıkması vurgulanırken, Mead’in kavramlaştırmasında farklı genelleştirilmiş diğerlerinin “rolünü- alma”nın önemi vurgulanır.

Bununla beraber, iki bireyin dolaysız gruplarının genel tutumları bir ölçüde farklı olabilse de, onlar aynı zamanda daha uzak ve hatta daha soyut bir genelleştirilmiş diğerinin perspektifini-yüklenebilir ve bu tutumları davranışlarını yönlendiren ortak bir perspektif olarak kullanabilirler. ‘Meslek grupları’ gibi yapısal birimleri ‘kolektif bilinç’ ve birey arasındaki gerekli arabulucu unsurlar olarak gören Durkheim’dan farklı olarak, Mead’in zihin ve benlik açıklamasında, örtük olarak, farklı konumlardaki bireylerin, çeşitli ve uzak diğerlerinin rollerini-alma kapasiteleri sayesinde, ortak bir toplumsal doku içinde bütünleşecekleri öne sürülür. Nitekim Mead’e göre yapısal farklılaşma, bireyleri daha uzak ve daha soyut genelleştirilmiş diğerlerinin rolünü-almaya zorlama eğilimindedir. Bu sayede bir toplumun boyutları büyük ölçüde genişleyebilir, çünkü insanların etkileşimleri yüz yüze iletişimden ziyade ortak tutumlar aracılığıyla gerçekleşebilir ve bunlara referansla düzenlenebilir.

Özetle Mead’in toplum anlayışı toplumsal yapıların bütünlüğünü sağlayan sosyal psikolojik mekanizmalara ilgisinin etkisi altındadır. Mead’e göre, toplum sadece çeşitli özel ve genelleştirilmiş diğerlerinin rollerini-alma süreçlerini ve buna bağlı olarak, eylemin zihin ve benlik kapasiteleriyle koordinasyonunu ifade eden bir terimdir. Toplumsal yapıların temelini oluşturan süreçleri vurgulayan Mead oldukça dinamik bir toplum anlayışı ortaya koyar. Toplum rol alma süreciyle yaratılmanın yanı sıra, benzer süreçler aracılığıyla değiştirilebilir.

Mead’in çalışmasında toplumsal yapının ihtişamı çok az hissedilir. Onun kavramlaştırmasında toplum, karşımıza âdeta gizeminden arındırılmış olarak çıkar. Çünkü ona göre toplum, zihin ve benliğe sahip olan ve birbirlerine uyum sağlamaya çalışan bireylerin rol-almaları sürecinden başka bir şey değildir. Bununla beraber, Mead’in toplumsal morfoloji (rol-alma süreciyle yaratılan yapısal formlar) konusunda bazı görüşler sunduğunu belirtmeliyiz.

Toplumun Morfolojisi

Mead grup, topluluk, kurum ve toplum gibi, yapısal çağrışımlar içeren çok yaygın terimleri sıkça kullanır. Bu kavramlar, Mead’in dağarcığında, bireyler arasındaki etkileşim kalıplarındaki düzenliliği anlatmak üzere çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır.

Mead toplum terimini iki anlamda kullanır: (1) süre giden, düzenli bir etkinlik ve (2) ulus-devletler gibi jeopolitik birimler. Ancak en sık kullanılan ilkidir; dolayısıyla biz de burada, birçok aktör arasında süregelen ve düzenli bir etkinlik olarak toplum fikrini esas alacağız. Burada söz konusu etkinlikler, küçük bir grubun ya da tüm toplumun etkinlikleri olabilir.

Mead topluluk kavramını, muğlâk bir biçimde ve çoğu kez toplumla aynı anlamda kullanır. Mead’in genel kullanımı itibariyle topluluk; ortak bir anlamlı semboller setine sahip, ayrı bir varlık oluşturduklarının farkında olan ve ortak bir genelleştirilmiş diğeri veya tutumlar topluluğunu paylaşan aktörler toplamını anlatır. Aslında, bir topluluk, üyelerinin ayrı bir varlık oluşturduklarını hissedip hissetmemelerine bağlı olarak oldukça büyük veya çok küçük olabilir.

Her topluluk içinde insanların sergiledikleri varsayılan belirli davranış biçimleri vardır. Mead bunları kurumlar olarak tanımlar:

İçinde yaşadığımız toplulukta (…) bir dizi ortak tepkiler bütünü vardır ve bu tür tepkiler, “kurumlar” olarak terimleştirdiğimiz şeylerdir. Kurum, topluluğun tüm üyelerinin belirli bir duruma ortak tepkisini simgeler.

Mead’e göre, kurumlar ilişkilidir ve bu yüzden, insanlar bir kurumsal bağlamdayken diğer kurumların tepkilerine zımnen müracaat ederler. Mead’in vurguladığı gibi “kurumlar aslında topluluğun yaşam-alışkanlıklarını oluştururlar ve bir birey diğerlerine, sözgelimi ekonomik temelde yöneldiğinde, basitçe özel bir tepkiye değil, ilişkili tüm bir tepkiler bütününe müracaat etmektedir”.

Kurumlar sadece farklı yaşam durumları (ekonomik, siyasal, ailevi, dinsel veya eğitsel) karşısındaki genel davranış çizgilerini temsil ederler. İnsanlar belirli bir kurumun genel tutumunu benimserler ve kurumlar karşılıklı ilişkili oldukları için, aynı zamanda diğer kurumların tepkilerini dikkate alma eğilimindedirler. Bu yolla insanlar, uygun tepkileri sergileyerek ve uygun olmayanları engelleyerek daha genel bir topluluk içinde bir durumdan diğerine kolayca geçebilirler.

Mead, kurumların ve genelleştirilmiş diğerinin, insanların eylemlerini yönlendiren bir genel çerçeve sağladığını kabul eder. İnsanlar Mead’in gruplar  olarak terimleştirmeyi tercih ettiği çeşitli ve daha küçük birimler içinde yer alırlar. Örneğin, ekonomik faaliyetler farklı ekonomik gruplar içinde farklı bireyler tarafından sürdürülür. Aile ilişkileri aile grupları içinde ortaya çıkar ve benzer şekilde, her kurumsal etkinlik belirli gruplar içinde gerçekleştirilir. Gruplar hem kendilerine has olan hem de toplumsal kurumların veya toplumun genelinin tutumlarıyla tutarlılık içinde olan kendi genelleştirilmiş diğerlerini sergilerler. Gruplar büyüklük, farklılaşma, ömür ve sınırlılık bakımından büyük farklılıklar sergileyebilir. Ancak Mead’in genel vurgusu; bireylerin etkinliklerinin, aynı anda hem kendi gruplarının genelleştirilmiş diğerini hem de toplumun genel perspektifini yüklenmeleri gerektiğidir.

Toplumun Kültürü 

Mead kültür  kavramını günümüzdeki anlamında kullanmaz. Ancak onun genelleştirilmiş diğeriyle ifade edilen toplumsal düzen anlayışı, kültürün insanların düşünceleri, algıları ve eylemlerini harekete geçiren ve düzenleyen bir semboller sistemi olduğu anlayışıyla tutarlıdır. Bununla beraber Mead, toplumsal yapı veya morfoloji ayrımında olduğu gibi, insanların yarattıkları ve ilişkilerini düzenlemekte kullandıkları farklı türden sembol sistemlerini ayrıntılı olarak analiz etmeye çalışmaz. Daha ziyade, aslında daha genel bir görüşle, insanların belirli tutumlar yaratmak için anlamlı sembolleri ve dili kullandıkları düşüncesiyle ilgilenir ve insanlar, rol-alma kapasitesi sayesinde davranışlarını sadece özel diğerlerinin tutumlarıyla ilişki içinde değil, bu tutumlara vücut kazandıran genelleştirilmiş diğerlerine göre de düzenleyebilirler.

Mead genelleştirilmiş diğeri terimini, günümüzde algılar, düşünceler ve eylemleri düzenleyen daha genel bir sistemin kültürel sembolleri olarak görülen şey karşılığında kullanır. Kısacası Mead’de genelleştirilmiş diğeri; normlar, değerler, inançlar ve bu tür diğer düzenleyici sembol sistemlerinden meydana gelir. Mead, değerler, inançlar ve normlar arasında dikkatli ayrımlar yapmaz, sadece toplumun temel süreçlerini ortaya koymaya çalışır.

Bu yüzden, Mead toplum anlayışında süregelen toplumsal etkinliğin temelini oluşturan süreçlerin doğasını vurgular. Mead toplumsal yapının ayrıntılarıyla veya kültürün bileşenleriyle fazla ilgilenmez. Ona göre, özel yapıları ne olursa olsun, toplumun yaratılma, sürdürülme ve değişme süreçleri özünde aynıdır. Toplumsal düzen, zihin ve benlik kapasitelerinin sonucudur, zira bu kapasiteler aktörlerin farklı diğerlerinin rollerini-almalarını ve böylece eylemlerini düzenlemeleri ve koordine etmelerini mümkün kılar. Birey ve toplum arasındaki temel ilişki konusundaki bu kavrayış Mead’in Zihin, Benlik ve Toplum’daki büyük katkısını gösterir.

Edim Felsefesi

Edim Felsefesi*  başlıklı eser, Mead’in ölümünden sonra yayımlanmıştır. Bu kitap içinde yer alan yazıların büyük bir kısmı sosyologları fazla ilgilendirmez; ancak “Edimin Evreleri” başlıklı ilk yazıda, Mead diğer makaleleri veya derslerinde yer almayan yeni görüşler ortaya koyar. Mead bu yazıda kendi zihin, benlik ve toplum kavramlaştırmasının tamamlayıcı bir parçası olarak görülebilecek bir insan güdüleri teorisi geliştirir.

Mead tezini bir güdü anlayışı olarak ortaya koymaz, onun amacı insanlarda eylemin neden ve nasıl başladığı ve belirli bir yönde ilerlediğini anlamaktır. Mead’e göre, davranışın en temel birimi “edim”dir ve Edim Felsefesi’nin büyük bir bölümü bu temel birimin doğasını anlamaya yöneliktir. Zira bir bireyin davranışı nihayetinde, bazen tek başına gerçekleştirilen, ancak çoğu kez eşanlı olarak ortaya çıkan bir dizi edimden ibarettir. Bu yüzden, insan doğasını kavrayabilmek davranışın kurucu unsurlarını -yani, ‘edimler’i- anlamayı gerektirir.

Mead, edim analizinde de yukarıda incelediğimiz temel kabullerini sürdürür: Edimler, organizmaların içinde bulundukları çevresel koşullara uyum sağlamaya çalışırken oluşan daha büyük bir yaşam sürecinin parçalarıdır. Ayrıca, insan edimleri zihin ve benlik kapasiteleri nedeniyle sadece insan türüne özgüdür. Bu yüzden, Mead’in güdü teorisi zihin ve benlik sahibi ve toplum içinde yer alan organizmaların davranışlarının nasıl başladığını ve ilerlediğini anlama çabası etrafında gelişir. Mead, edimi dört evreli bir süreç olarak betimler. 

Ancak ona göre, insanlar aynı anda farklı edimlerin farklı evreleri içinde bulunabilirler. O ayrıca, edimlerin uzunluk, örtüşme düzeyi, tutarlılık, yoğunluk ve diğer farklı durumlar bakımından değiştiklerini kabul eder. Ancak o, edimin evreleri analizinde, edimin farklı özellikleri hakkında önermeler geliştirmekten ziyade onun temel doğasını ortaya koymaya çalışır.

Mead, edimlerin dört evreden geçerek ilerlediğini düşünür: (1) dürtü, (2) algı, (3) davranışın yönlendirilmesi ve (4) dürtünün karşılanması. Bunlar birbirlerinden tamamen bağımsız şeyler değillerdir, çoğu kez iç içe geçer, ancak bir ölçüde farklı davranış kapasiteleri içeren özel evreleri oluştururlar.

Dürtü

Mead’e göre dürtü, organizma ve çevresi arasındaki bir dengesizlik veya gerilim durumudur. Mead, aslında dürtülerin farklı durumlarıyla -yönleri, tipleri ve yoğunluklarıyla- ilgilenmese de örtük iki önerme sunar: (1) bir organizma ve çevresi arasındaki dengesizlik arttıkça dürtüleri o kadar güçlü olur ve davranışın bunu yansıtma ihtimali artar; (2) dürtünün süresi uzadığında orga-nizma onu doyuruncaya kadar davranışı daha fazla yönlendirecektir.

Bir organizmadaki dengesizliğin farklı türden kaynakları olabilir. Bazı dürtülerin kaynağı doyurulmamış ihtiyaçlarken, bazılarınınki kişiler arası uyumsuzluklardır. Sadece bazıları organizmanın kendi içinden, ancak çoğu organik, kişiler arası ve iç psişik gerilimlerden kaynaklanır. Temel vurgu, dürtülerin, onları doyurmaya yönelik davranışları başlatırken, bir organizmanın davranışına genel bir yön kazandırdıklarıdır. Fakat Mead, hemen ardından, bir dengesizlik durumunun birçok farklı biçimde giderilebileceğini ve davranışın yönünün söz konusu çevre koşulları tarafından belirlenebileceğini belirtir. Mead’e göre, insanlar sürekli olarak dürtüler etrafında gelip giderler. Aksine, bir dürtü ortama uyum düzeyi olarak tanımlanır ve dürtünün karşılanma biçimi organizmanın kendi çevresine adaptasyona hazır olma tarzından etkilenir.

Örneğin, açlık ve susuzluk gibi görünüşte organik dürtülerin bile çevreye adaptasyon davranışlarından ortaya çıktığı düşünülür. Açlık çoğu kez kültürel standartlar tarafından düzenlenir (örneğin, yemeğin ne zaman yeneceği) ve organizma çevreden yeterli besin sağlayamadığında ortaya çıkar. Bu dengesizliğin giderilme biçimi büyük ölçüde bireyin toplumsal dünyasının kısıtlaması altındadır. Yenilmesi uygun besin tipleri, besinlerin tüketilme biçimi ve ne zaman tüketilecekleri, zihin ve benlik sahibi aktörler üzerinde etkide bulunan çevresel güçler tarafından biçimlendirilir. Bu yüzden, Mead’e göre, bir dürtü davranışı başlatır ve ona sadece genel bir yön kazandırır. Edimin bir sonraki evresi -algı- dürtüyü karşılamak için ortamın hangi yanlarının önemli olduğunu belirler.

Algı

Mead’e göre, insanlar etraflarındaki şeyleri oldukça seçici bir biçimde görürler. Seçici algının bir temeli dürtüdür: İnsanlar çevrelerindeki, bir dürtünün karşılanmasıyla ilişkili olduğunu algıladıkları nesnelere daha kolay uyum sağlarlar. Ancak burada bile önceki sosyalleşmeler, benlik-algıları ve özel ve genelleştirilmiş diğerlerinin beklentileri belirli bir dürtünün karşılanmasında hangi nesnelerin önemli olarak görülebileceğini sınırlar. Örneğin, Hindistan’da aç bir kişi ineği beslenmeyle ilişkili bir nesne olarak görmeyecek, daha ziyade diğer potansiyel besin nesnelere yönelecektir.

Bu yüzden, algı süreci bir bireyi ortamdaki belirli nesnelere daha duyarlı kılar. Bu nesneler davranışsal tepki stokları için uyaranlar hâline gelir. Nitekim kişi belirli nesnelere duyarlı hâle gelirken, onlara belirli biçimlerde davranmaya hazırdır. Mead’e göre böylece, algının kaynağı basitçe uyarana potansiyel tepkilerin uyarılmasıdır; yani, organizma ilişkili nesnelerin farkına varırken, aynı zamanda onlara belirli biçimlerde tepki vermeye hazırdır. Bu yüzden, insanlar nesnelere, onlara belirli tepkilerin kendi dengesizlik durumlarını nasıl ortadan kaldırabileceği konusunda bir dizi hipotez veya fikirle yaklaşırlar.

Davranışların Yönlendirilmesi

Bu hipotezlerin sınanması -yani nesnelere belirli tepkilerin verilmesi- davranışların yönlendirilmesi  olarak terimleştirilir. İnsanlar, bir zihin ve benliğe sahip oldukları için, açık olduğu kadar örtük bir yönlendirme içinde de yer alabilirler. Bir insan, bir dürtüyü karşılamak için, nesnelere yönelik eyleminin sonuçlarını örtük olarak tasarlayabilir. Bu yüzden, insanlar kendi dünyalarını çoğu kez zihinsel olarak yönlendirebilir ve farklı eylem çizgilerinin sonuçlarını zihinlerinde tasavvur ettikten sonra açık bir davranış çizgisi sergilerler. İnsanlar kimi zaman ortamlarını bilinçli veya ertelenmiş düşünme olmadan yönlendirebilir; basitçe bir dürtüyü doyurması muhtemel olarak algılanan bir davranış sergilerler.

Davranışları yönlendirmenin açık veya örtük olmasını belirleyen nedir? Temel koşul, Mead’in ifadesiyle engellenmedir: Bir dürtünün karşılanmasının önlenmesi veya ertelenmesidir. Engellenme imgeler üretir ve düşünme süreci başlar. Örneğin, yazarken bir kalemin kırılması (dürtü veya ortamda dengesizlik üreterek) davranışları yönlendirme çabasına yol açar: not tutmak isteyen bir kişi açılmış kalemler hazırlayabilir, bunlardan birini alıp bir an bile düşünmeden yazmaya devam edebilir. Bir kalem yığını hazırlamayan bir başkası başlangıçta masanın çekmecesine bakabilir, çekmeceyi açabilir ve genellikle “el yordamıyla” bir kalem arayabilir. Aynı noktada, çoğu kez kişi bir süre ‘bilinçsice etrafı araştırdıktan” sonra amacına ulaşamayınca (bir kalem bulamayınca) daha açık olarak düşünmeye ve davranışlarını yönlendirmeye başlar. Artık daha önce kalemi nereye bıraktığını hatırlamaya veya kalemtıraşın muhtemel yerini tahmine çalışır. Nitekim dürtü, algı ve davranışın yönlendirilmesi evreleri dürtünün doyurulmasıyla sonuçlanmadığında düşünme başlar ve davranışlar (davranış kapasiteleri zihin ve benlik aracılığıyla) daha açık bir biçimde yönlendirilmeye başlar.

Düşünme ayrıca, edim içinde daha önceden başlayabilir. Örneğin, algı ilişkili bir nesneler alanı üretmediğinde bu evrede engellenme ortaya çıkar ve sonuç olarak, aktör zihinsel kapasiteleri sayesinde doğrudan açık bir biçimde düşünmeye başlar. Nitekim düşünme; çevresiyle bir dengesizlik durumu yaşayan, nesneleri algılayamayan veya davranışlarını dürtünün doyurulmasını sağlayacak biçimlerde yönlendiremeyen bir organizmanın davranışsal adaptasyonudur.

Aktör düşünme sürecinde ilişkili nesneleri algılamaya başlar, hatta bu nesne bir birey veya grupsa onun rolünü-alabilir, bir benlik-imgesi geliştirebilir ve kendini bir nesne olarak görebilir ve böylece, hangi uygun davranış çizgisini seçebileceği ve sergileyebileceğini hayalinde tasarlayabilir. Kuşkusuz, seçilen davranış dürtüyü karşılamadığında bu süreçler yeniden başlar ve organizma çevreyle denge sağlayıncaya kadar davranışlarını sürdürür.

Davranışın yönlendirilmesi; davranış, geri-bildirim, davranışın yeniden ayarlanması, geri-bildirim, yeniden ayarlama vs. süreçlerini içermesi ve bu genel sürecin dürtü karşılanıncaya kadar devam etmesi bakımından “sibernetik”tir. Mead’in “zihninde tasarlama olarak düşünme” anlayışı ve “ ferdî ben”-“sosyal ben” kavramlaştırması bu genel sibernetik anlayışa uygundur. Düşünme bir davranış çizgisinin tasarlanmasını ve böylece kişinin davranışlarının muhtemel sonuçları konusunda kendine geri-bildirimde bulunmasını gerektirir. Benliğin “ ferdî ben” ve “sosyal ben” evreleri; davranışlardan ( ferdî ben) sosyal ben imgelerinin üretilmesini (geri-bildirim) ve ardından bu imgelerin sonraki davranışları ayarlamak için kullanılmasını içerir. Nitekim Mead, çoğu güdü teorisyeninden farklı olarak, edimlerin geri-bildirim içeren, ayrıca sonraki yönlendirmeleri sağlamak için kullanılan bir dizi yönlendirme sonucunda oluşturulduğunu düşünür. Bu yüzden güdü, çevreyle dengeyi yeniden sağlamak için sürekli bir uyum ve yeniden uyum sürecidir.

Mead gerçekte edimin yönlendirilme evresi hakkında formel önermeler geliştirmese de, örtük olarak, bir güdü daha sık engellendikçe yoğunluğunun artacağını, düşünme sürecine ve benliğin evrelerine daha fazla başvurulacağını varsayar. Nitekim güçlü bir dürtüyü doyuramayan başarılı bir yönlendirmeyle bireyler bunu sağlayabilecek nesneler ve davranışları hayali olarak düşünmeye ve onlar üzerinde yeniden düşünmeye daha fazla zaman ayıracaklardır. Örneğin, açlıklarını veya cinsel arzularını doyuramayan veya hak ettiklerini düşündükleri kabulü görmeyen bireyler, muhtemelen kendi dürtülerini kontrol çabalarında açık ve örtük yönlendirmelere büyük miktarda ve hatta giderek daha fazla zaman ayıracaklardır.

Dürtünün Karşılanması

Dürtülerin karşılanması evresi, basitçe, bir organizmayla çevresi arasındaki dengesizliğin ortadan kalkmasıyla edimin tamamlanmasını ifade eder. Bir davranışçı olarak Mead’e göre, belirli nesnelerle ilişki içinde davranışların sergilenmesiyle dürtünün başarıyla karşılanması istikrarlı davranış kalıplarının gelişmesine yol açar. Nitekim genel dürtü kategorileri veya tipleri, geçmişte dengeyi yeniden sağlamakta başarılı olmuşlarsa, bireylerde belirli davranış çizgilerini ortaya çıkarma eğiliminde olacaklardır. Bireyler aynı veya benzer nesneleri dürtünün karşılanmasıyla ilişkili olarak algılama eğiliminde olacaklar ve bu nesneleri belirli davranışlar ortaya çıkartacak uyaranlar olarak kullanma eğilimi sergileyeceklerdir. Bu sayede insanlar kendi ortamları üzerinde etkili istikrarlı davranış eğilimleri geliştirirler.

Bir kişi için kuşkusuz her biri farklı karşılanma evrelerinde ve potansiyel engellenme noktalarında işlerlikte olan birçok dürtü söz konusudur. İnsanlar için algı, sadece fizik nesneleri değil, kendileri, diğerleri ve farklı genelleştirilmiş diğerlerini de ortamın bir parçası olarak görmelerini gerekir. Zihin ve benlik kapasitesine sahip insanların davranışlarını yönlendirebilmeleri, alternatifleri tarttıkları ve sonuçlarını kendi benlik-algıları, özel ve farklı genelleştirilmiş diğerlerinin beklentilerine referanslarla değerlendirdikleri açık davranışlar ve örtük düşünceler/kararları içerir. Hayatlarını toplumsal gruplar içinde sürdürmek zorunda olan insanların dürtülerinin karşılanması, neredeyse her zaman süregelen kolektif girişimler içerisinde diğerlerine adaptasyonla ve onlarla iş birliği içinde ilerler.

Mead, Freud’dan veya kendi dönemindeki çoğu psikiyatr ve psikologdan farklı olarak, normal-dışı davranış tipleriyle ilgilenmez; daha ziyade -normal veya normal dışı- bütün insan eylemlerinin temel özelliklerini gösteren bir model inşa etmeye çalışır. Bu nedenle Mead’in sosyal davranışçılık yaklaşımı, aşırı rasyonel olmakla itham edilmiştir. Ancak onun edim modeli dikkatle incelendiğinde bu tür eleştirilerin yersiz olduğu görülür. Mead’in modeli, rasyonel eylem kadar duygusal eylemlerin unsurlarını da içerir. Böylece, dürtü tiplerinin, farklı engellenme örüntüleriyle bir araya gelerek, nasıl farklı açık ve örtük davranış biçimleri ürettiklerini anlamaya çalışanlar için değerli bir araç sunar.

Ayrıca Mead’in edimin evreleri hakkındaki analizi, Zihin, Benlik ve Toplum’daki  tartışmasına bir katkı niteliğindedir. Bu katkı sayesinde insanların bir eylemi niçin başlat-tıkları ve davranışların niçin belirli bir yönde ilerlediği konusunda daha açık bir fikir sahibi olunabilir.

Bölüm Özeti

Mead üzerine bu son derste, ABD’li düşünürün 20. yüzyılın kabaca ilk çeyreğinde geliştirdiği felsefi ve sosyolojik düşüncesini ele aldık. Sosyolojik analizlerinin en yoğun olduğu 1934’te öğrencileri tarafından yayımlanan Zihin, Benlik ve Toplum (Mind, Self and Society) adlı eserine özellikle odaklandık. Mead’in, bu kitabın başlığında geçen her bir kavramı nasıl tanımladığı ve ilişkilendirdiğini açıkladık. Dersin ikinci kısmında ise Mead’in edim felsefesini ele aldık.

Mead’in güdü teorisi, büyük ölçüde zihin, benlik ve toplum anlayışı gibi, farklı ve çoğu kez çelişkili bakış açılarının bir sentezini temsil eder. Biyolojik birey ihmal edilmez, bireylerin iç psikolojik süreçlerine ışık tutulur ve edimlerle süregelen toplumsal süreçler arasındaki ilişkilere önem verilir. Nitekim Mead’in güdü anlayışı özellikle sosyolojiktir; bireylerin, fiziksel ortamlar kadar toplumsal ortamlarla da ilişkilerini vurgular. Bireylerin davranışlarını yönlendiren ve akışını biçimlendiren şey organizmanın içinde bulunduğu ortamla ilişkisidir. Bu ortam, zihin ve benlik sahibi aktörler toplum içinde var olabildikleri için toplumsaldır. Bu yüzden, insanlar eylemlerini süregelen toplumsal süreçle bütünlük sağlayabilme çabası içinde başlat

0 kişi beğendi

01 | Sosyal Statü Ve Roller

Statü Nedir
İnsanların toplum içindeki yerini ifade eden bir kavramdır. Statü, kişilerin çocuk, doktor, müslüman, öğretmen, işveren, örneklerindeki gibi kim olduklarını belirtir, ona bir takım haklar sağlar ve yükümlülükler yükler.Statü Çeşitleri
1. Verilmiş (edinilmiş) Statü
Kişilerin yetenek ve becerilerine bakmadan ve onların bir çabası olmadan, kendileri dışındaki faktörler tarafından sağlanır. Yani kişi doğumuyla, cinsiyetiyle veya yaşıyla ilgili bu statüyü elde eder. Örneğin, Yaşlı, genç, kadın, erkek, siyah, beyaz.. - Yazıya Git..

02 | Sosyal Grup

SOSYAL GRUPLAR:

A. Tanımı: Belli amaçlar ve bunları gerçekleştirme çabası çerçevesinde toplanmış, belli kurallara göre. belirli süre karşılıklı sosyal ilişkide bulunan,en az iki kişiden oluşan, göreli bir sürekliliği olan bireyler topluluğuna sosyal grup denir.

B. Özellikleri ve Fonksiyonları
1 - Grup üyelerin ortak bir amaca sahip olması
2 - İki veya daha fazla kişiden oluşması
3 - Üyelerin karşılıklı sosyal ilişkide oluşması
4 - Göreli bir sürekliliğin bulunması
5 - Grup üyeleri.. - Yazıya Git..

03 | Sosyal Bilimler

Sosyal Bilimler: (İnsan bilimleri) İnsanları ve toplumu ilgilendiren konuları içeren dallar.

Örn: Sosyoloji, psikoloji, tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi.

Sosyal Bilimlerin Tanımı I
İnsanın, çeşitli etkileşimlerle oluşturduğu toplumsal ve doğal olmak üzere iki çevresi vardır. Bu sebeple temelde bilimi iki ana başlık altında toplamak mümkündür: İnsanın, doğa ve fizikî dünya ile olan ilişkisini inceleyen doğa bilimleri ile diğer insan ve insan grupları ile olan ilişkilerini inceleyen Sosyal Bilimler. Bu temel.. - Yazıya Git..

04 | Sosyalleşme

Birey, içine doğduğu kültürel ortamın özellikleri ana-babasından, yakınlarından, arkadaşlarından, okuldan, sokaktan ve iş ortamından öğrenir. Ömür boyu süren bu öğrenme ve uyma sürecine sosyalleşme denir.Birey sosyalleşme süreciyle içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olur. Olayları algılayış tarzından giyim tarzına, düşünüş tarzından davranış biçimine kadar her konuda kültürden etkilenir.Not: Sosyalleşme süreci, aynı toplumdaki bireyleri genel olarak birbirine benzetir. Ancak aynı kültürel ortamda da yaşasa her insanın yaratılış.. - Yazıya Git..

05 | Mensur Eser

Edebiyatta iki türlü anlatım şekli vardır: Manzum ve Mensur.
Mensur; sözlük anlamıyla, nesir halinde yazılan yazı, yani düz yazı demektir. Dilbilgisi kurallarına göre cümleler halinde yazılmış eserlere mensur eser denilmektedir ve manzum eser'in zıddıdır.

a) Mensur Eserlerde Kelime ve Cümle Çeşitliliği, Söz Grubu, Deyim ve Atasözlerinin İfadeyi Zenginleştirmedeki Rolü:
Kelime, anlamlı ifadenin en küçük birimidir. Tek başına bir anlamı vardır. Ama bir duygu ve düşünceyi tek başına anlatamaz. Dolayısıyla kelime grubunu.. - Yazıya Git..

06 | Sosyal Örgüt Örnekleri

Sosyal Örgüt Örnekleri. Sosyal örgütlere yardım gerek. Sosyal örgüt nedir sosyal örgütlerin özellikleri kimler sosyal örgüt sayılır örnekleri - Soruya Git..

07 | Sosyal roman örnekleri

Sosyal roman nedir örnekleri - Soruya Git..

08 | Sosyalleşme unsurları

Sosyalleşme unsurları nelerdir? - Soruya Git..

09 | Sosyal Bilimlerle Fen Bilimleri Arasındaki Farklılıklar

Sosyal Bilimlerle Fen Bilimleri Arasındaki Farklar Nelerdir - Soruya Git..

10 | Menstrual döngü boyunca yumurtalıkta meydana gelen değişiklikler...

Menstrual döngü boyunca yumurtalıkta meydana gelen değişiklikler nelerdir? - Soruya Git..












Arama
Menü
Kapat
Hareket Dökümü
Online Üyeler
  • Mehmet Berk Arıkan
    Belirtmemiş
  • Yks ertelensin
    Belirtmemiş
  • Lgs ertelensin
    Belirtmemiş
  • Senden nefret etmişem
    Belirtmemiş
  • Sen beni üzmüşsen
    Belirtmemiş
  • Sen ihanet ettin
    Belirtmemiş
  • Sarp0202
    Belirtmemiş
  • Kübra AKPINAR
    Belirtmemiş
  • BÜŞRA DAĞ
    Belirtmemiş
  • AyberkCAKIR
    Belirtmemiş
  • Muratt1
    Belirtmemiş
  • badxgirl
    Belirtmemiş
  • byzkvrak
    Belirtmemiş
  • said09
    Belirtmemiş
  • Ütopyakurdu
    Belirtmemiş
  • Alaraateş
    Belirtmemiş
  • eliff12
    Belirtmemiş
  • TheSperchs
    Belirtmemiş
  • Sevimlişey
    Belirtmemiş
  • Nazlıceylanım
    Belirtmemiş
  • Zalimm
    Belirtmemiş
  • baba123
    Belirtmemiş
  • Berzan
    Belirtmemiş
  • Ahmet Emre Sevim
    Belirtmemiş
  • lilisaya
    Belirtmemiş
  • Hsynnn
    Belirtmemiş
  • Paksoy
    Belirtmemiş
  • Bertav Cansever
    Belirtmemiş
  • büşra dağa aşığım
    Belirtmemiş
  • Büşraya aşığım
    Belirtmemiş
  • Büşra1453
    Belirtmemiş
  • Büşra live
    Belirtmemiş
  • Büşra life
    Belirtmemiş
  • Canpars
    Belirtmemiş
  • Öğrenciye pandemi yok mu
    Belirtmemiş
  • Üniversiteye gidicem ben
    Belirtmemiş
  • Üniversiteli olmak için
    Belirtmemiş
  • Yks Lgs ertelensin
    Belirtmemiş
  • Yks Lgs ertelensin lütfen
    Belirtmemiş
  • CansuuKyr
    Belirtmemiş
  • Mehmetkaptan55
    Belirtmemiş
  • Mehmet Akbaba
    Belirtmemiş
  • Lena yalçın
    Belirtmemiş
  • Melisnaz
    Belirtmemiş
  • KimeNe
    Belirtmemiş
  • Kartalaltan
    Belirtmemiş
  • star10000
    Belirtmemiş
  • Zümrüdüanka
    Belirtmemiş
  • Elif Aslan
    Belirtmemiş
  • mervenur 25
    Belirtmemiş
  • Vurgun3
    Belirtmemiş
  • iremugras123
    Kütahya