Nedir.Org
  • 1
350
26
Okunma
5268
Cevap
4
Soru :

Narh sistemi nedir?

Narh sisteminin önemi ve tanımı nedir ? Narh sisteminin özellikleri nelerdir? Narh sisteminin üyeleri kimlerdir ?
Bölüm: Tarih
Durum: Çözüldü
Tarih: 5 yıl önce
Zeus 1 kişi takip ediyor

Cevap Yaz


×
Seç Değiştir



×
Seç Değiştir

×
Örnek 1 : https://www.youtube.com/watch?v=0zuBFyfQ3Qc
Örnek 2 : https://vimeo.com/8802569

Verilmiş Cevaplar


9



2015-04-09 20:04:30 #
Cevap : Narh,bir mal veya hizmet için resmi makamların tespit ettiği fiyattır.

Yiyecek ve diğer tüketim mallarına konulan fiyat sınırı, sınırlandırma ve kontrol altında tutma, sabit fiyat tesbit etme. Devletin piyasadaki eşyâya fiyat koyması. Âzamî satış fiyatını belirleme.

Narh, lügatte, kânunun yetkili kılmış olduğu, resmî makamlar tarafından, bir kısım malların, özellikle tüketim ve ihtiyaç maddelerinin satış fiyatları için tespit edilen ve uyulması kanun gereği mecburi olan azami sınırdır. Narh koymak, ihtiyaç maddeleri için sabit, azami fiyat tespit etmektir.

Narh kavramını değerlendirirken iki noktaya değinmek gerekiyor.
1- İslam hukukunda “narh”a dair izahlar,
2- Devlet sisteminde narhın idari işleyişi.

İslam hukukunda narha dair değerlendirmeler, mevcut hadisler ve halifelerin yaptığı açıklamalar üzerinden yapılmıştır. İslam alimleri, aşağıda nakledilen bazı örnekler çerçevesinde narhı caiz görenler ve görmeyenler olarak iki farklı bakış açısı oluşturmuşlardır.

Enes b. Mâlik (r.)'ten rivayet edilmiştir. Rasûlüllah (sav) zamanında Medine'de fiyatlar pahalandı.

Bunun üzerine halk:
-Ya Rasulallah, fiyatlar pahalandı, bize narh koysan, dediler. Rasûlullah (sav) da:
-Hiç şüphe yok ki, fiyat tayin eden, (az vererek) kısan, (çok vererek) yayan, rızıklandıran ancak Allah'tır. Ben, can ve mal hususunda bir zulümden, dolayı sizden hiçbiriniz beni arayıp sormaz bir halde, Allah'a kavuşmamı pek arzu ederim." Buyurdular.

Hz. Ömer (r) da narh aleyhinde bulunmuştur. İmam-ı Şâfiî'nin "el-Ümm" isimli kitabında deniliyorki: "Birgün Hz. Ömer (r.) "Sûku'l-Musallâ" ismindeki çarşıdan geçerken Medyen ahalisinden Hâtıb namında birisinin elinde iki çuval içinde kuru üzüm görür ve fiyatını sorar. Satıcı iki müddünün bir dirhem olduğunu söyler söylemez Hz. Ömer (r): Yahu tâ Taiften kuru üzüm getiren deveciler bile senin piyasam nazar-ı itibara mı alacaklar? Bu olmaz. Ya Taifin piyasasına göre piyasanı düzelt veyahut üzümü evine götür. Orada istediğin fiyata sat dedi. Fakat Hz. Ömer bilâhare bu mes'eleyi vicdanen düşündüğünde hata ettiğini anlayarak hemen Hâtıb'in evine giderek: "Sana söylediğim söz ne bir maksat tahtında ve ne de kat'î hükümdür. Yalnız belde halkı lehine düşündüğüm bir fikre müsteniddir. Binaenaleyh nerede ister isen ve nasıl arzu edersen Öyle sat" diye izin verdi.

İmam-ı Şafiî bu hâdiseyi zikrettikten sonra: "İnsanlar kendi mallarını istedikleri gibi kullanabilirler. Kendilerinin izni olmadan kimse onların mallarından birşey alamaz" demiştir .

Bu olayda Halife söz konusu iki zarardan ötürü narh koymamıştır:
a) Eğer Hâtıb'ın fiyatını diğer mal sahipleri emsal kabul ederlerse bu onlara zarar verir.
b) O fiyatı halife yükseltecek olursa o zaman da müşteriler zarar görecektir.

Devlet sisteminde narhın işleyişi:
Narh, genellikle azami fiyat tespitini ifade etmekle birlikte, haksız rekabeti önlemek, üreticiyi korumak gibi sebeplerle taban fiyatının tespiti amacıyla da kullanılabilir. Narh, bir idari işlemdir.

Narhın işleyiş biçimi öncelikle, Selçuklu devletinde ticaretin, “esnaf birlikleri” halinde teşkilatlanıp sistemleşmesiyle kendini göstermiştir. Hatta Nizam-ül Mülk’ün Siyasetnamesi’nde “narh” başlıklı bir bölüm bile mevcuttur.

Osmanlı sanayisi ve ticareti de Selçukludan gelen fütüvvet ve ahilik geleneğine göre teşkilatlanmıştır. Bu fütüvvet ve ahilik teşkilatları esnafın kendi içinde kendini denetlemesi gibi bir otorite oluştururken aynı zamanda bu otorite devletin işleyişini de kolaylaştırıyordu. Çünkü bu sistemde işleyen manevi otorite kalite kontrolünü, fiyat istikrarını, işsizliğin önüne geçmeyi, aşırı üretimi kontrol ediyordu.

Narhlar,bir kazada kadının başkanlığında esnaf temsilcileri, ayan ve vucüh-ı memleketten oluşan meclis tarafından yılda iki defa (daha fazlada olabilir) verilen fiyatlardır.

Osmanlı devlet yapısında, piyasadaki fiyat artışları, devleti ve halkı ilgilendiren konuların başında gelmiştir. Bu yüzden, XIX. asrın ikinci yansına kadar bu devlette, her türlü eşyâ ile yiyecek maddelerinin ve hizmetlerin fiyatları, en büyük resmî makamlar tarafından düzenlenmiştir.

Narh sisteminin isleyişini bakan en yetkili kişi sadrazamdır.Ancak narhın düzenlenmesi ve tespiti kadıların işidir.

Günün şartlarına göre tespit edilen narhlar kadılar tarafından seciye sicillerine işlenir, özellikle narh fiyatlarını içeren listeler sicillerin baş tarafına, kolaylıkla görülebilecek şekilde kaydedilir. Narh veren kadının kimliği ve narh tarihi belirtilir. Kadının başkanlık ettiği komisyonda ayan ve ulema ve esnaf bulunur, tespit edilen fiyatlar daha sonra münadiler tarafından halka duyurulur.

Narh tespitleri mevsimlere göre, esnafın uygun bulduğu zamanlara göre veya kadının belirlediği zamanlara göre yapılır.

Bu tespitlerde günün para değeri, ürünün azlığı çokluğu, askeri siyasi gelişmeler dikkate alınır.

Narh sistemi ticari hayatın vazgeçilmez bir unsurudur. Ancak sanayi devrimiyle esnaf birliklerinin işleyişi değişmiş tüm ortaçağ boyunca hüküm süren narh sistemi bu devrimle varlık sahnesinden silinmeye başlamıştır. En son Sultan Abdülaziz döneminde, ekmeğin dışında kalan bütün mallardan narh kaldırılmıştır.

Narh sisteminin önemine binaen:Sistemin işleyişi o denli önem kazanmıştır ki padişahların fiyatların indirilmesiyle halkın duasını alması büyük bir icraat ve başarı göstergesi olmuştur. Narhın kontrolü sadrazamın görevlerinden sayılmış, narhın karşısında olanlar tenkit edilirken narhı destekleyen sadrazamların da mevkilerini koruma yollarından biri olmuştur.
Narh sistemi nedir?

Sunum İçeriği

0 kişi beğendi
4



2015-04-10 15:11:03 #
Cevap : NARH SİSTEMİ
  1. Eksik rekabet şartlarından dolayı fiyatlara müdahale edilmesi olarak tarif edilen NARH SİSTEMİ klasik dönem Osmanlı ekonomisinin temelini teşkil ediyordu.
  2. Osmanlı’da narh sisteminde temel ölçü arz-talep şartları olup; tekelci eğilimlerin olmasını engelleme amacı güdülüyordu.
  3. Muhtesiplikçe onaylanmış bir NARH DEFTERİ her ay İstanbul Şehreminine teslim ediliyordu.
  4. Kuraklık, ulaşım, savaş gibi sebeplerden dolayı üretimin azalması sonucu bir daralma olduğunda fiyatlar yükseliyor; arz yaniüretim artınca tekrar fiyatlar düşürülüyordu.
  5. Narhların tespiti kadıların başkanlığında bir komisyon tarafından belli oluyordu.
  6. Narh, toptancı ve perakendeci için ayrı ayrı tespit ediliyordu.Toptancıların dükkan açıp perakendecilik yapması yasaktı.
  7. Tespit edilen ürün standartları KADI SİCİLİNE işleniyordu. Ülkenin uzak bölgelerinde de standartlara uyulması; ölçü ve tartı araçlarının damgalattırılması istenirdi. Kaliteyi bozanlar cezalandırılırdı.
  8. Fiyat ve kalite denetiminde bizzat esnaf teşkilatının iç denetimi önemlidir.
0 kişi beğendi
2



2015-04-10 15:11:50 #
Cevap : Zorunlu ihtiyaç maddelerinin azami satış fiyatlarının devlet tarafından belirlendiği ya da eksik rekabet ortamının oluşması yüzünden devletin fiyatlara zorunlu müdahalede bulunduğu, Osmanlı ekonomik sistemi içerisindeki yapıya Narh Sistemi denir.

Farsça kökenli Narh sisteminde temel amaç, tekelleşmenin önlenmesiydi.  

Savaş, kuraklık gibi çeşitli nedenlerin etkisiyle üretim azalırdı. Az sayıda üretilen maddelerin fiyatları yükselir. Bu durum da alım gücünü zorlardı. Ramazan ayı öncesinde de fiyatların kontrol edilmesi gerekirdi. Kadıların başkanlığında oluşturulan Narh Komisyonu yükselen fiyatları ayarlamaya çalışırdı. Öyle ki toptancı ve perakendeci için bu ayarlama ayrı ayrı yapılır; toptancıların perakende satış yapması yasaklanırdı. Tespit edilen ürün fiyatı narh defterine işlenirdi.
0 kişi beğendi
1



2015-04-16 10:53:48 #
Cevap : OSMANLIDA NARH SİSTEMİ NARH’IN TANIMI
İddia hukukunun yetkili kıldığı kamu makamları tarafından, özellikle bazı zorunlu ihtiyaç maddelerinin satış fiyatları için tespit edilen, uygulanması mecburi azami had. Narh koymak, ihtiyaç maddeleri için sabit fiyatı tespit etmek.    Narh, genellikle azami fiyat tespitini ifade etmekle birlikte, haksız rekabeti önlemek, üreticiyi korumak gibi sebeplerle taban fiyatının tespiti amacıylada konulabilir. Ancak, yaygın anlamıyla narh günlük dilde ve belediyeler mevzuatında zorunlu malları azami satış fiyatlarının tespitini ifade eder. Narh, idarenin iktisadi alandaki zabıta görev ve hizmetinin aracıdır. Belediye kanunu “azami ücret tarifesi” ve “ narh” terimlerini aynı zamanda kullanır. Narh, bir idari işlemdir. Bununla birlikte, bir yasama işlemiyle tarifler, dolayısıyla da narh tespiti mümkündür. Genel olarak narh koyma görev ve yetkisi olan belediyelerin narhın iktisadi zabıta amacına uygun olacak yan tedbirleri de alması gerekir.    

Nitekim yalnız narhla yetinilmez ve tanzim satışları da yapılır. 1580 sayılı belediye kanunun da, açıkça ihtikâra engel olmak için, zorunlu ihtiyaç maddelerinin alım satımını yapmayı, hayatı ucuzlatacak tedbirleri almayı belediyenin görevleri arasında saymıştır.[1]   
              
2. ESNAF BİRLİKLERİ NARH VE SİSTEMİ

Osmanlı sanayi ve iç ticaret kesimleri esnaf birlikleri halinde teşkilatlanmıştır. Bu birlikler, fütüvvet ve ahilik ilke ve kurallarından kaynaklanan Selçuklu esnaf birliklerinin devamıdır. Sanayi devrimiyle esnaf birlikleri Anglo-Saxson ülkelerinde ortadan kalkarken Osmanlılarda kendini yeni şartlara uydurarak varlığını sürdürmüştür.  

Devlet, esnaf düzeninin dayandığı fütüvvet ve ahilik geleneğine bağlı haliyle korumak isterdi. Esnafın bu yolla kendi iç denetimini sağlaması devletin işini kolaylaştırıyordu. Esnaf sistemi, kalite kontrol ve standardizasyon ile fiyat istikrarını sağlayıcı haksız rekabeti aşırı üretimi ve işşizliği önleyici bir anlayışa dayanıyordu. Sistem yarı özerk yapısıyla devletin uyguladığı narh politikasının en önemli yürütme ve denetim cihazını oluşturmuştur. Haçlı seferlerinden sonra, İslam esnaf birliklerinin batı esnaf birliklerinin, yani korparasyonların yeniden kuruluşunda etkili olduklarını biliyoruz. Biraz da bunun tesiriyle arada, zihniyet ve teşkilat açısından benzerlikler bulunmaktadır. Fakat kapitalizm adım adım bu sistemi ortadan kaldırmıştır. Osmanlılarda ise kapitalizme geçme söz konusu olmadan sistem ömrünü tamamlamıştır.  

Esnaf birlikleri özerk ve demokratik kuruluşlardı. Yani iç işlerinde büyük bir serbestliğe sahiptiler. Zenaat ve ticareti düzenlemeden anlaşmazlıkların giderilmesine kadar öncelik birliklere aitti. Özellikle fiyat kalite denetimi ile standardizasyonun sağlaması demek olan narh sistemini bu teşkilat denetlerdi. Bir şehirdeki esnaf teşekkülleri birbiriyle temasta bulundukları gibi, ülkede ki bütün teşekküller Kırşehir’deki Ahi Evren zaviyesine bağlıydılar. Osmanlı küçük işletmecilik uygulamasının önemli bölümleri olan iç ticaret ve sanayi esnaf sistemine dayandığı gibi Selçuklu-Osmanlı devamlılığını da büyük ölçüde bu sistem ve bunun temeli olan Ahilik sağlamıştı. Yine Osmanlı devletinin kuruluşunu sağlayan en önemli unsurun ve Osmanlı zihni yapısının esasının Ahilik olduğunu söylemek çok yanlış değildir.[2]

3. OSMANLI İKTİSADINDA TESPİT EDİLEN FİYATLARIN TAHLİLİ    
İktisat tarihimizin önemli bir öğesini oluşturmasına rağmen,fiyat tarihi konusunda yapılan araştırmaların azlığı dikkati çekmektedir.Bu konuda dolaylı veya doğrudan bir takım araştırmalar yapılmıştır.Fakat bu araştırmaların büyük bir kısmı,ya iktisat tarihi üzerine verilen eserlerin ilgili bölümü oluşturmakta, veya narh ve muhasebe defterlerinin yayınından ibarettir.             

Bilindiği gibi narhlar,bir kazada kadının başkanlığında esnaf temsilcileri,ayan ve vucüh-ı memleketten oluşan meclis tarafından yinelikle yılda iki defa (daha fazlada olabilir) verilen fiyatlardır.Kaldı ki,imaretlere alınan erzak,yine cari olan bu fiyatlarla satın alınır. Mütevellinin tayin ettiği katip,vekil harç veya başka bir görevli tarafından bakkal,kasap vs..esnaftan, zamanın narh fiyatı ile erzak alınmaktaydı.Yani narh fiyatları,resmi makamlar tarafından empoze edilen fiyatlar değil, aksine cari olan fiyatlardır.Resmi makamlar narhın korunmasını sıkı bir şekilde kontrol eder,  narh uymayan esnafı çeşitli cezalara çarptırırdı.resmi fiyatların dışında serbest veya kara borsa fiyatları vardı.Fakat bu,resmi fiyatların olmadığı veya güvenilmez olduğu anlamına gelmez. Fiyat türlerinin tahliline bakacak olursak  

1. Ülkede tedavülde olan altın ve gümüş paralarının vezin ve fiyatları,devlet tarafından belirlenir,verilen rayic sıkı bir şekilde kontrol edilirdi.herhangi bir fiyat değişikliğinde ise durum fermanlarla bütün İmparatorluğa ilan edilirdi. İşte bu fermanlarda belirtilen sikke fiyatları, devletin resmi fiyatlarıdır. Ancak devletin resmi fiyatlarından farklı olarak,sikkelerin piyasa fiyatlarının olduğu bilinmektedir.   

2. Hububat ve canlı hayvan için de zaman zaman  İmparatorluğun çeşitli bölgelerine mübayaa emirleri gönderilirdi. Yalnız mübayaa emirlerinde belirtilen fiyatların,gerçekte çok düşük tutulduğu görülmektedir.

3. Şehirlerde uygulanan narhlar,resmi fiyatlar olup,bütün gıda ve zaruri tüketim maddelerinin fiyatları ile usta,kalfa,çırak ve işçi gündelikleri yer almaktadır.

4. Ölen bir şahsın mal varlığının saptandığı ve varisleri arasında paylaştırıldığı Tereke defterleri de fiyatlar konusunda önemli bilgileri kapsamaktadır.Buna rağmen tereke fiyatlarının,kadının resm-i kısmeti, yükseltmek için,dökümü yapılan malların fiyatlarını yüksek tuttuğu endişesiyle güvenilmeyen,aldatıcı fiyatlar olduğu görüşü yaygındır.Oysa mukayeseli olarak yapılacak bir araştırmada,terekelerde gecen fiyatların,malın cinsine göre değişiklik arz ettiği görülecektir.Terekede ferman veya narha tabi bir mal varsa,ferman veya narhta belirtilen fiyata bağlı kalınmaktadır. Kadı,resmi fiyata tabi malların fiyatlarında herhangi bir değişiklik yapamamaktadır.     

5. Taşınır veya taşınmaz bir mallın müzayede usulü ile satıldığı veya kiralandığı görülmektedir.Bu satışlardaki fiyatlar,resmi olmayıp, piyasa fiyatlarıdır.

6.İki kişinin karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle,taşınır veya taşınmaz bazı mal alış- verişlerindeki fiyatlarda serbest piyasa fiyatlarıdır.

7.Narhlarda,hizmet beratlarında ve nafaka hüccetlerinde belirtilen üreticiler de kesin ve resmi fiyatlardır. Böylece ferman,emir,berat ve narhlarda gecen fiyatlar resmi,müzayede,satış ve terekelerdeki bazı fiyatlar da serbest piyasa fiyatlarıdır.[3]

İKİNCİ BÖLÜM
KALİTE KONTROLÜ  
1.HAMMADDE KONTROLÜ 
Kalitenin korunması için alınan tedbirlerin ilki,hammadde kontrolüdür.Kullanıma uygun hammadde ile üretim yapılması için alınan tedbirler erken dönemlere kadar inmektedir.Osmanlı ihtisap kanunnamelerinde ve taşra kadılarına yazılan emirlerde imalata kullanılan  hammaddelerin kalitelerine dikkat edilmesi gerektiği daima vurgulanmıştır. İmalat aşamasında sabuna katılacak suyun niteliği üzerinde bile hassasiyetle durulduğu görülmektedir. Üretimde kullanılacak suyun temiz su olması ve ölçüsü oranında suyun katılması istenmektedir. Bir mâmûlün sürümünü arttırmak için sağlığa zararlı hammadde katılmaması gerekiyordu. Bu konuda görülen bir suistimale hemen müdahale ediliyor, yasaklanıyordu. Diğer taraftan, maliyeti aşağı çekmek için kalitesi düşük hammadde kullanımına da izin verilmiyordu. Üründe kalite farkı varsa fiyatı buna göre ayarlanıyordu. 19.yüzyılın başlarında İstanbul’daki sabun imalatçılarının bir kısmı, kalitesi düşük hammadde kullanmak suretiyle maliyeti düşürerek ve Girit sabunlarını taklit ederek sabun imal ediyorlardı. Bu durum halka kalitesiz sabun sattıklarından dolayı sabun imalatçılarının haksız kazanç elde etmelerine sebep oluyordu. Yapılan inceleme sonucunda İstanbul’da sabun imalatçılarının kendilerine mahsus damga vurmaları kararı ile birlikte Kandiye, Resmo, Hanya ve İzmir sabunlarının satış fiyatlarından düşük olarak halka satmak üzere narh verilmiştir.

2.İMALATTA UYULACAK ESASLAR  Halkı zarardan korumak amacıyla herhangi bir malın üretiminde uyulacak esaslar belirlenerek kalb mâmûl üretilmesinin önü alınıyordu. Bu, hükümetin bir vazifesi olarak telaki ediliyor ve mümkün olduğunca mâmûlün “hüsn-i i’mali” isteniyordu. İmalata uyulacak esaslara ilişkin 1502 tarihli Edirne İhtisab Kanunnamesinde ve İstanbul İhtisab Kanunnamesinde ayrıntılı bilgiler bulunmaktadır. İmalat aşamasında suistimal yapan üreticiler için zecri tedbirler alınıyor ve kanuni yaptırımlara gidiliyordu. Mâmûlün çasnisi tutuluyor, yani bir malın üretim süreci dikkate alınıyor, hileli üretim görüldüğünde yasaklanıyordu. İmalat aşamasında kesinlikle kalitesiz hammadde kullanımına ve kalitesiz mal üretimine izin verilmiyordu. Bu konuda asırlarca hiç taviz verilmemiştir[1].

3.ÜRETİMDE EHL’İ VUKUF VE MÜFETTİŞ GÖZETİMİNDE YAPILMASI               
Kalitenin korunması amacıyla zaman zaman üretimi denetleyecek kişiler görevlendirilmiştir. Bu görevliler ehl’i vukuf, müfettiş, mubasır ve mümeyyis sıfatlarını taşıyorlardı. Aydın ve Saruhan kadılarına yazılan on üç Rebiulahir 1009/21 Ekim 1006 tarihli hükümde bu vilayetlerde üretimde bulunan bazı kişilerin kalitesiz hammadde kullandıkları ve imalat aşamasında başka hilelere başvurdukları tesbit edilmesi üzerine bundan böyle bir müfettiş ve bir mümeyyis tayin edilmişti. İzmir kadısına hitaben yazılan bir emir ile bundan böyle kalitenin korunmasına dikkat edilmesi istenmiş ve üreticilerin imalat aşamasında denetlenmesi için bir ehl’i vukuf ve mubassır kimsenin tayini istenmiştir. 

4.NÜMUNE İMALAT            
Kalitenin korunmasına yönelik düzenlemelerden biri de Numune imalattır. Kalitenin eski düzeyde tutulması amacıyla güvenilir esnaftan birkaç kişi tayin edilerek numune imalat yapılıyor ve imalatçıların bundan sonra bu numuneye uymaları tenbih ediliyordu. 

5.USTALIK YÖNETMENLİĞİNE UYULMASI            
Klasik dönemde üretici esnaf belli prensipler dahilinde çalışmak zorunda idi. Belli bir malın üretimini yapabilmek için kişinin elinde ustalık belgesinin olması şart idi. Fakat bazı ehil olmayan kimselerin “akçe kuvveti” ile üretici esnaf arasına karıştıkları görülmesi üzerine bu gibi kimselere icazet ve hisse verilmeyerek iş hayatına atılmalarına müsaade edilmiyordu. Mesleğinde ehil olduğuna dair belge almadan iş hayatına atılarak üretimde bulunan kimselere rastlanması üzerine, asıl mesleği yürüten esnafın zarardan korunması ve üretimde kalite sağlanarak tüketici haklarının korunması için İstanbul kadısına ve İstanbul kaymakamına yazılan bir yazıda “...hırfet-i merkume ahalisi beyninde kadimden mer´i olan nizama helal vermemek için” gereğinin icrası isteniyordu.

6.STANDARDIN KORUNMASI             
Sınai ürünlerin standartlara uyulduğu ciddi şekilde izleniyordu. Tesbit edilen standartlar kadı sicillerine kaydediliyor, ülkenin uzak bölgelerinde de bu standartlara uyulması isteniyordu. Mesala sabun imal edilirken kalıpların standart ağırlıklara sahip olması gerekiyordu.  

7.DAMGA SAHTEKARLIĞININ ÖNLENMESİ             
İmalatçıların satışlarını arttırmak amacıyla ürettikleri mâmûle daha kaliteli üretilen mâmûllerin damgasını vurarak piyasaya düşük kalitede mâmûl sürümü yasaktı. Ürünün imal edildiği yer veya üretici firmanın isminin yazılması vurgulanıyordu.            

Üreticilerin damga örnekleri kadı defterine tatbik ediliyordu. Bu nizama uymayan üreticiler imalattan men ediliyordu. 

8.MUAYENE-İ TIBBİYE  İthal malların gerek kalitesi, gerekse sağlığa zararlı olup olmadığı açısından kontrolü yapılıyordu. Muayene-i sıhhıye tabi olan eşya hakkındaki nizamnâme neşredilerek özellikle yurtiçine giren malın sağlığa zararlı olup olmadığı denetleniyordu. Ancak 19.yüzyılda batı mâmûlleriyle rekabet edebilmek amacıyla sağlık açısından zarar bahis mevzu olmadan düşük kalitede mâmûle kısıtlama getirilmiyor, ancak fiyatların aşağıya çekilmesi isteniyordu.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
SATIŞ KONTROLÜ 1.NARH FİYATLARINA UYULMASI 
Zaruri ihtiyaç maddelerinin uygun şekil ve fiyatla halkın eline geçmesi konusunda Osmanlı devlet adamları,esnaf ve tüccarı devamlı olarak sıkı bir kontrol altında bulunduruyordu.Yönetim, kentlerin iaşesini arz ve talep kurallarına,piyasanın işleyişine bırakma yerine, ticarete müdahale ederek tüccarların devletin belirlediği fiyatlarla kentlere mal getirmesini sağlamaya çalışıyordu. Kontrol araçlarından  biri olan narh mekanizması işletilerek fiyatların tavan sınırı devlet denetimi altında belirleniyordu.Fiyatlar arz ve talep şartlarına bağlı olarak belirlense de narhın tespit ettiği limitlerin dışına çıkmazdı.Şu var ki narhın limitlerine arz ve talep şartları önemli oranda etki ederdi. Aynı cins mallar kalitelerine göre fiyatlandırılıyor ve buna göre satışa çıkarılıyordu. Narh fiyatları genellikle kadı, esnaf temsilcileri ve şehir ileri gelenlerinden oluşan bir meclis de tespit edildiğinden karşılıklı rızaya dayanıyordu.             

Tüketicinin korunmasında en önemli mekanizmanın narh uygulaması olduğunu belirtmek gerekir. Narh uygulaması ile hem kalitenin kontrol ve muhafazası, hem de arz ve talep şartları göz önünde tutularak fiyatların kontrol ve belirlenmesi sağlanıyordu. Fiyatlarda ve kalitede belirlenen düzeyin dışına çıkılarak tüketiciyi aldatan imalatçılar imalattan el çektiriyorlar ve özellikle İstanbul’da imalatta bulunmaları yasaklanıyordu.             

Çeşitli üretim bölgelerinden İstanbul’a gelen emtiayı ilgili esnaf ve tüketicilerin “narh-ı mu’ayyen “ den yani cari fiyattan bir akçe bile fazlaya satmaları yasaklanıyordu. Bu yasağa uymayanlara cezai müeyyide uygulanıyordu. Yine narh fiyatlarının üzerinde mal alan kimseler açısından da bazı uygulamalar söz konusu idi. Satım alan kimse ile mahallesinin muhtar ve imamı ile ilgili makama haber verdikleri zaman “te’dib ve ta’zire müstehık” oluyorlardı.  

2.ÖLÇÜLERİN KONTROLÜ               
Tüketicinin korunmasına yönelik olarak alınan tedbirlerden ölçülerin kontrolü önemli bir tedbirdi. Ölçü ve tartıların damgalattırılması isteniyordu. Ölçü ve tartıda hile yapan esnaf şiddetle cezalandırılıyordu.              

1769 tarihinde kömürcülük yapan iki yeniçeri narh fiyatlarının  üstünde satış yapmakla kalmayıp, tartılarının da noksan olduğu tespit edilince diğerlerini mucip-i ibret olması için Bozcaada’ya “nefy ü iclâ ve habs “ edilmişti. Yine 1767 tarihinde fırıncılık yapan dört yeniçeri ekmeğin gramajını eksik tuttuklarından dolayı Seddü’l bahr kalasında hapis ve kalebendlik cezasına çarptırılmışlardı. Urla sabuncularına ilişkin olarak İzmir kadısına gönderilen bir emirde konu üzerinde durulmaktadır; Urla sabuncularının kantarlarının noksan tarttığı belirtilerek kadının dikkati çekiliyor. Kadıdan hem sabunun kalitesine, hem de sabuncuların kantarlarının doğru tartması yönünde sabun imalatçılarının uyarılması isteniyordu.  

3.TEVZİ SATIŞLARINDA USUL
Tüketicinin cari narh fiyatlarıyla ürün almasını sağlamak amacıyla alınan önlemlerden biri de, tevzii yapılan ürün satışın belli kaidelere bağlanması idi. Mesala İstanbul’a gönderilen mallar, kethuda ve pazarbaşı ve bölükbaşı marifeti ile kefilleri alşınmış esnafa tevzii ediliyor ve bedelleri tahsil edilerek sahiplerine teslim olunuyordu.             

Bakkalların ellerinde önceden yüksek fiyatla aldıkları bir mal bulunduğunu ve tevzii olan malında bittiğini iddia ile cari narh fiyatlarından fazla fiyata mal satmalarının önünü almak için malın tevziinden önce yeterli müddet verilerek (15 gün), bakkal ve ilgili esnafın elinde fazla fiyattan almış oldukları malın tükenmesi sağlanacak, sonra cari narh fiyatından bakkal ve ilgili esnafa İhtisap Nazırı tarafından tevzii edilecekti. Eğer yine fahiş fiyatla mal satan bakkal ve esnaf tespit edilirse, bunların yedi sene müddetle küreğe vaz edileceği, müşterisi de ikaz edileceği kararlaştırılmıştır.             

Üreticilerin ve tüccarların sattıkları malın bedelini sağlıklı olarak tahsil etmeleri içinde önlemler alınmıştır. Mesela 7 Zilhicce 1216 / 12 nisan 1802 tarihli kararda Kandiyeli sabun tüccarları İstanbul’a gönderdikleri sabunun tevziinde ihtimam gösterilmediğinden ekseri müflis eline geçip bedelinin tahsil olunmasının mümkün olmadığı, bu durumda işletmelerini kapatmak zorunda kalacakları ve üretime devam edemeyeceklerini belirterek malları telef olması mülahaza olunur kişilere verilmeyerek “mütemevvil ve ahz u itasına dürüst, kefile rabt edilmiş bakkal tayifesine” verilmesini istiyorlardı.

 4.ESNAFIN BİRBİRİNE KEFALETİ Esnafın suiistimallerini önlemek amacıyla esnaf birbirine kefil yapılıyordu.Böylece esnafın kendi kendilerini iflasa çıkararak ödemede güçlük çıkarmaları önleniyordu. Esnafın birbirine kefaleti ile tüccarların zarar ve ziyana uğramalarından dolayı İstanbul’a mal getirmekten kaçınmaları önlenmiş oluyordu. Yeterli malın gelmesi ise nihai noktada tüketiciyi ilgilendiriyordu.1247/1831 tarihinde bazı tüccarların şikayeti üzerine bazı satıcı esnafı birbirine kefil ve rapt edilmiştir. Yine bu tür borçların elinde bulunan emlak ve emtia kethudaları, pazarbaşı ve yiğitbaşı vasıtasıyla satışa çıkartılarak borcun ödenmesi cihetine gidilecek,borcun ödenmesine satılan malı vefa etmez ise sahip olduğu gediği müzayede ile satılacak, yine borca kafi gelmediğinde kefilleri ve diğer esnaftan tediyesi yoluna gidilecekti.                 

Yine çarşı ve pazarda satış yapan küfeciler de tüccarın şikayeti üzerine 7 Recep 1222/10 Eylül 1807 Tarihli karar ile aynı şekilde kefile bağlanmış idi. Küfeciler bu kefalet dolayısıyla tüccarın malının bir habbesini zayi etmemeyi tahahüt ediyorlar. Ve içlerinden biri iflas içerisinde vefat veya firar ettiğinde tüccara olan borcunu bütün küfeciler ödemeye rıza göstermişlerdi.                

5.İHRAÇ YASAKLARINA UYMA
              
İstanbul’un ihtiyaçlarını karşılamak için alınan başka bir tedbir de ihraç yasakları idi. İhraç yasakları öteden beri icra edilen bir yöntem idi. Özellikle stratejik mallara ve temel ihtiyaç maddelerine ihraç yasakları getiriliyor, “memnu meta “ uygulamasına giriliyordu. Fakat bu yasağı muhtekir tayifesi aman zaman delmek istenmiştir. Mesela, I. Dünya Savaşı içerisinde zeytin yağının ihracı yasaklanınca, muhtekir tayifesi topladıkları zeytin yağlarını sabun yapma yoluna gitmişlerdir; bunun üzerine İstanbul halkı müzayakaya duçar olmaması için sabunun ihracına yeniden yasak getirilmiştir.[1]                                                  

SONUÇ               
Tüketicinin korunması, Osmanlı Devleti’nde ibadullahın terfih-i ahvallerini gerçekleştirmek için geliştirilen politikaların ve uygulamaların bir parçası olarak yer almaktadır. Narh sistemi ve ihtisab müessesesi tüketicinin korunmasında birer araç olarak kullanılmıştır. Esnafın tabi olduğu Ahilik geleneği ve nizamları da tüketicinin korunmasını sağlayan önemli prensipleri ihtiva ediyordu. Tüketici hakları ve tüketicinin korunması ile ilgili hazırlanan çok sayıda kanun metinlerinin olması meselenin en üst derecede ele alındığını gösterir. Zaten hiçbir Osmanlı sultanı da bu konulara bigane kalmayarak yakından alakadar olmuştur.              
Son olarak bütün bu belgelerde geçen muhtelif fiyatların tahlili yapılmış, kur, narh, mübayaa, müzayede, tereke  ve serbest olmak üzere altı çeşit fiyat tespit edilmiştir. Bunlardan narh, mübayaa fiyatlarının resmi tereke fiyatlarının yarı resmi, müzayede ve serbest fiyatların piyasa fiyatları olduğu görülmüştür.  

BİBLİYOGRAFYA
1. Heyet; “Narh maddesi”, Meydan Larausse, c. IX, İstanbul, 1972 s. 230-231 
2. TABAKOĞLU, Ahmet; “Esnaf Birlikleri ve Narh Sistemi” , Osmanlı Ansiklopedisi,  c. III, Ankara 1999, s. 28-30  
3. ÖZTÜRK, Mustafa; “Osmanlı İktisadında Tespit Edilen Fiyatlar”,Türkler Ansiklopedisi    c.X, Ankara,2002, s. 846-848  
4. AKGÜNGÜZ, Ahmet- ÖZTÜRK, Said; “Narh Müssesesi”, Yediyüzüncü Yılda Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul, 1999, s. 541-544
0 kişi beğendi












Arama
Menü
Kapat
Hareket Dökümü
Online Üyeler
  • Kartalaltan
    Kartalaltan
    Belirtmemiş
  • Vurgun3
    Vurgun3
    Belirtmemiş
  • Mehmetkaptan55
    Mehmetkaptan55
    Belirtmemiş
  • melek9878
    melek9878
    Belirtmemiş
  • İhsan Can
    İhsan Can
    Belirtmemiş
  • Duygux34
    Duygux34
    Belirtmemiş
  • Asyataş67
    Asyataş67
    Belirtmemiş
  • Muratt1
    Muratt1
    Belirtmemiş
  • Isyankar65
    Isyankar65
    Belirtmemiş
  • Fasterx
    Fasterx
    Belirtmemiş
  • Jemka
    Jemka
    Belirtmemiş
  • Dinconur
    Dinconur
    Belirtmemiş
  • Hsynnn
    Hsynnn
    Belirtmemiş
  • İrem
    iremugras123
    Kütahya