Nedir.Org
  • 1
343
2
Okunma
3332
Cevap
3
Soru :

Osmanlı dönemi vakıfları

Osmanlı dönemi vakıfları nelerdir?
Bölüm: Osmanlı İmp
Durum: Çözüldü
Tarih: 10 ay önce
0 kişi takip ediyor

Verilmiş Cevaplar


17



2020-03-11 11:12:43 #
Cevap :

Osmanlı İmparatorluğunda Vakıflar


Osmanlı'da devlet, vatandaşın canını, malını korumak, asayişi sağlamak, sınırları muhafaza etmek, devlet düzenini ne bahasına olursa olsun her şeyden üstün tutmak, bu düzeni ilgilendiren her türlü yüksek menfaati sağlamakla mükelleftir.

Bayındırlık eseri yaptırmakla, vatandaşı okutmakla, onun ibadetine yarayan yapılar inşa etmekle ve bu gibi şeylerle mükellef değildi. Yalnız askerin üzerinden geçtiği yollar, köprüler, barındığı kaleler ve kışlalar, silahlandığı fabrikalar ve emsali şeyler vardı.

Peki, bu kadar cami, mektep, çeşme, imaret, hastane ve benzerlerini kim yaptırdı? Hemen hiç birini devlet değil! Şahıslar yaptırdı. Asırlarca ayakta durmalarını kim sağladı ve bugün ayakta durmalarını kim sağlıyor? Gene şahıslar!

Ya şahıslar yaptırmazsa? Böyle bir şey olmamıştır ve şahsın yaptırdığı cami, okul ve benzerleri, klasik Osmanlı düzeninde kâfi gelmiştir.

Yaptıranların başında padişahların gelmesinden tabiî bir şey yoktur ve bu husus hiç yadırganmaz. Zira devletin en zengin adamı daima padişahtır. (Son iki padişah, V. ve VI Mehmed hâriç)

Vakıf bir cami, mescid, medrese yaptırmak, kuru bina ortaya koyup, buyurun ibadet edin, okuyun demek değildi. Muazzam bir işti. Yapılan binanın asırlarca yaşaması için tedbir almak demektir. Büyük camilerde ve medreselerde, imaret ve hastanelerde, yüzlerce görevli ve muhtacı asırlar boyu durumlarına uygun şekilde beslemek demekti. Bunun için, gelir getirici, bol gelir getirici mallar vakfedilir: Çiftlikler, hanlar, hamamlar, evler ve akla gelen her şey.

Akıl Almaz Vakıflar


II. Bayezid devri (1481-1512) müelliflerinden Cantacasin, klasik eserlerinde o devir için şöyle der ( s. 207-8) : "Küçüğü ve büyüğü ile Türk ileri gelenleri (seigneurs Turcaz), cami ve hastane yaptırmaktan başka bir şey düşünmezler. Onları zengin vakıflarla techiz ederler. Yolcuların konaklaması için kervansaraylar inşa ettirirler. Yollar, köprüler, imaretler yaptırırlar. Türk büyükleri, bizim senyörlerimizden çok daha hayır sahibidirler, son derece misafir severler. Türk, hristiyan ve yahudileri memnuniyetle misafir ederler. Onlara yiyecek, içecek ve et verirler. Bir Türk, karşısında yemek yemeyen bir adamla Hristiyan ve Yahudi bile olsa yemeğini paylaşmamayı çok ayıp sayar.

D'Ohsson'a göre bu derece hayırseverliğin menşei İslâm dînidir. Şöyle der (VI, 302) : "Kur'ân, Türkleri, dünyanın bütün milletlerinin en hayır ve en insan severi haline getirmiştir."

Vakıf Çeşitleri


Hayır sahipleri neler yaptırmışlardır? Akla gelen her şey: Cami, mescid, külliye, medrese, mektep, çeşme, sebil, selsebil, şadırvan, yalak, fıskıye, havuz, kuyu, kaplıca, hamam, çifte hamam, ılıca, hela, yol, köprü, kervansaray, imaret, hastane, kütüphane, namazgah, musallâ, gasilhane, tekke, ribat, zaviye, hücre, dergâh, türbe, künbed, çarşı, pazar, han, bahçe, tarh, lağım, kışla, kale, hisar-beçe, palanka, burç, hendek, tabya, kaldırım, sokak, park, bulvar, miskinhane, kalenderhane, darülkura, darülhuffâz, dârülhadis, muvakkıthane, liman, fener, deniz feneri, yunak (çamaşırhane), yağhane, mumhane, şekerhane, demirhane, dökümhane, fırın, tezgâh, mezbaha, tophane, güllehane, şişhane, ahır, hara, dershane, tımarhane, dârüşşifâ, nişangâh, fetvâhane, menzilhane, nişantaşı, sâyebân, kameriyye, çardak, suyolu, sarnıç, tâbhane (prevantoryum), müftihane, mahkeme, sığınak, kabristan, köşk, konak, saray, sâhilsaray, yalı, ev, meşrûtahane, liman, iskele, kahvehane, bozahane, şırahane, kıraathane, eczahane, mahzen, cedvel (kanal) ve daha pek çok şey...

Bunların bir kısmı hayır eseri, bir kısmı da hayır eserlerine gelir sağlayan vakıf mülk olarak yaptırılıyordu. Her birinin çeşitleri de vardı.

Hastaneler


Hastaneler yalnız, yatan hastalara mahsus değildi. Ayakta tedavi de yapılırdı. Her gelen hastanın tedavisi yapılır ve fakir olduğunu beyan edenlere (başkaca bir vesika falan istenmezdi) bedava ilaç verilirdi. İstanbul, Edirne gibi büyük şehir hastaneleri aynı zamanda hekimlerin ihtisas yeri idi. Hekimler burada, her dalda ihtisas yaparlardı. Umumî ve yalnız bir tip hastalığa mahsus olanları dünyaca ünlüdür. 1451'de kurulan Edirne ve 1514'te kurulan Karacaahmed (İstanbul) cüzzam hastaneleri de tıp literatüründe ünlüdür. Zira XIX. asırdan önce cüzzamlılar, Avrupa'da hastaneye alınmıyor, ıssız yerlere sürülüp kaderlerine terk ediliyorlardı. Dışarıdan ayak üstü tedavi ve ilaç almak için gelenler, sabahtan öğleye kadar kabul ediliyorlardı. Öğleden sonra, yalnız yatan hastalarla uğraşılıyordu.

hastaneler bir iki istisna ile yalnız müslümanlar için değildi, "Allah'ın kulları olan bütün beşeriyete" açıktı. Batı'daki hastaneler ise yalnız ülkenin mezhebindeki mezhepten hasta kabul ederdi.

150 ilâ 300 hasta tedavi edebilen hastaneler vardır. Bir kaçı, hem müslüman, hem hristiyan hastayı, ayırmaksızın kabul eder. Kadınlara mahsus hastaneler de vardır. Bazı hastanelerde de kadınlara mahsus kısımlar bulunur ve bunlar, mutlak şekilde erkek hastalara ait kısımdan ayrılmıştır. Kadın hastalar, mutlaka kadın hastabakıcılar tarafından bakılır. Hekim olmayan hastane mensubu, kadın hastanın yanına bile yaklaşamaz.

Daha 1396'da Schiltberger, Bursa'da her dînden hasta kabul eden 8 hastane bulunduğunu yazmaktadır. Bundan tam bir asır sonra da Cantacasin (s.204), Sultanmehmed (Fatih) hastanesi'ni anlatırken, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi hasta kabul eden, hastalarına çok büyük ihtimamla bakan, fevkalâde büyük geliri olan bir müessese olduğunu söyler.

İmaretler


Çok büyük bir sosyal yardım müessesesi imâretti. İçlerinde hayret uyandıracak derecede muazzam olanları varı. Nisbeten küçük bir müessese olan I. Sultan Murad'ın İznik'teki İmârethanesi bile, günde 2000 muhtaca yemek dağıtıyordu.

İstanbul'da II.Bayezid İmâreti, günde 1000 muhtaca iki öğün yemek dağıtıyordu (Sarrâf Hovennesyan, v 72; İnciciyan tercümesi, 135, not 2). Kânûni'nin yaptırdığı Süleymâniye İmâreti'nde ise, medresenin 600 softası ve hastalar dışında sayısız muhtaca yemek veriliyordu (Hovennesyan, v. 68; İnciciyan, 135, n.3). Bu imâret, bir büyük mutfakla üç yemek salonundan ibaretti. Arka tarafta, yolcuların hayvanları için bir ahır vardı ve burada da yolcuların hayvanları bedava yiyip tımar ediliyordu. Fakat bir yolcu, bu şekilde ancak üç gün ve tabiatiyla tamamen bedava misafir ediliyordu. Misafir yolcuların beş kişisi bir sofraya alınıyor ve her öğünde böyle 40 sofra kuruluyordu. Demek ki yalnız yolcu sıfatıyla günde 200 kişi yemek yiyordu. Her yolcuya günde 50 dirhem bal, misafirin hayvanına günde bir şinik arpa veriliyordu. Padişahın vakıf şartı böyleydi.

Vakıflar ve Sosyal Yardım


D'Ohsson (II,460-1) şöyle diyor: "İmâretlerde fakirlere her öğün bir ekmek, bir tabak dolusu koyun eti ve bir tabak dolusu sebze verilmektedir. Fakir olarak tanınmış ailelere ayrıca günde 3 ilâ 6 akça nakdî yardım yapılıyordu."

Fatih imâret ve kervansarayında her şeyin mükemmel ve bedava olduğunu, orada yalnız fakirlere değil, kibar yolcuları da gözleriyle gördüğünü nakleder.

II.Murat'ın 1436'da yaptırdığı Edirne'deki Muradiye İmâreti için 436718 akça gelir getiren vakıflar temin etmişti.

1611 yılı haziranında Polonyalı Simeon, Edirne'ye gelmiştir. "İstanbul-Edirne yolunun iki tarafı kâmilen kaldırım döşelidir". Her konakta hanlar, hastaneler, kervansaraylar, hamamlar vardır. Her menzildeki imâretlerde yolculara günde iki öğün bedava pilav, yahni (et), zerde ve iki fodla(ekmek) verilmektedir. Hayvanlar aynı şekilde bedava bırakılmaktadır. Kervan, bin kişilik olsa gene aynı ihtimam gösterilmektedir.

XV. asrın ilk yıllarında Bursa'da 7 imâret vardı. Alman gezgini Schiltberger'e göre bu imârette "Hristiyan, Mûsevî veya putperest olmasına bakılmaksızın, her yoksul, yiyip içebiliyordu." (Telfer nş., s. 404). Bu yazar, Bursa'nın 1400 yıllarında, Yıldırım Bayezid devrinde, Osmanlı taht şehri Edirne'ye nakledilmeden hemen önceki yıllarda, Bursa nüfusunu 200000 olarak vermektedir.

Kervansaraylar


Çok büyük hayır müessesesi olduğu kadar, ticareti ayakta ve yolları canlı tutan bir kuruluş, kervansaraylardır.

Kervansarayların daha mütevazı olanlarına "han" denilmektedir. (Vakıf olmayan yolcu hanları yani bugünkü oteller ve şehirlerdeki ticaret hanları ile karıştırılmamalıdır.) Han ve kervansarayların ekserisinin vakıfnâmesinde, yolcuların, hayvanları ile beraber, üç gün misafir edileceği, yedirilip içirileceği şartı vardır.

Bunlar, mimari bakımından da çok büyük sanat eseri olan muhteşem yapılardır. Sir Paul Ricaut (II,495): "Türkler'in bu binaları, son derece muhteşem yapılardır ve Türk eyaletlerinde pek çoktur." der. Havza gibi mütevazı bir kasabada (Doğu Trakya) böyle iki vakıf hanı vardı, yolcular bedava ağırlanırlardı. Çok büyük gelirli vakıflar tahsis edilmişti. Gelirleri ekseriya artardı. Meselâ Çatalburgaz'da İstanbul-Edirne yolu üzerinde Mustafa Paşa Kervansarayı'nın yıllık gelir fazlası ile haftada bir gün, civar köylere bedava yemek dağıtılıyordu.

"Anadolu'ya yollar üzerinde her fersahta kervansaray vardır. Bunlar, başka ülkelerde hiç görülmeyen hayır müesseselerdir." Daha XIII. asırda birinci imparatorluk Türkiyesi'nde, üç saatlik mesafeye bir kervansaray kondurulmuştu ve bu Selçukoğulları'nın eseriydi, başka ülkelerde yoktu.

Türbeler


Türbelerin bakımı için de vakıflar yapılmış olması tabiîdir. Bunların en muazzamı Eyüp Türbesi idi. 10 türbedar, 72 hafız olmak üzere türbenin hizmetinde 117 kişi bulunuyordu. (T. Öz, İstanbul camileri, I, 55). Zira dünya müslümanlarının büyük ziyaret yerlerinden biriydi ve her gün binlerce ziyaretçisi bitip tükenmek bilmezdi. Avlusundaki binlerce leylek ve güvercinin beslenmesi için de tertibat alınmıştı. (Şimdi leylek çok azalmıştır.)

Çok ziyaret edilen ikinci türbe, Fatih Türbesi idi. Dindarâne bir titizlikle bakılırdı. 12 daimî hizmetkârı vardı. Ayrıca 90 kadar hafız, her biri günde 16 dakika Kur'ân okumak üzere her gün münâvebe ile türbeye gelirdi. Bu suretle 1481'den 1924'e kadar 443 yıl boyunca, Fatih'in başucunda, bir dakika olsun Allah kelamı eksik olmamıştır.

Su Vakıfları


Son derece sevap sayılan vakıflardan biri, su vakıfları idi. Her taraftan su akardı. Bazı camilerde -abdest almak için- yaz kış sıcak su akması, o caminin vakıfnâmesi icabı idi.

Su vakıflarının en büyük masraflıları şüphesiz suyolları ve barajlardır. Su bulunan bir yerden, nüfusu kalabalık bir iskân mahalline su vermektir. Meselâ Kânûnî, Mekke'ye bol su getirtmiş ve Harem-i Şerif'i 360 kubbe ile örttürmüştü.
0 kişi beğendi
2



2020-03-10 22:39:09 #
Cevap : Osmanlı devlet yönetimleri incelendiğinde devletin toplumun ihtiyaçlarını
karşılarken doğrudan ya da dolaylı olarak görev aldığı görülmektedir. Osmanlı
devletinde uzun yıllar kamu hizmetine yönelik yönetim, savunma, güvenlik ve
adalet gibi konular merkezi yönetim ve taşra yönetimleri tarafından doğrudan
sağlanırken; sağlık, eğitim, sosyal hizmet ve diğer sosyal yaşama yönelik konular devletin desteği ile genellikle vakıflar ve sosyal dayanışma ağları tarafından sağlanmıştır.

 Bu yönüyle bakıldığında Osmanlı devlet yönetiminin uzun yıllar kendi içinde sosyal devlete yönelik bir yapı oluşturmadığı fakat sosyal devleti simgeleyen faaliyetleri vakıflar ve sosyal dayanışma ağları aracılığıyla yürüttüğü söylenebilir.

 Toplumun yönetim, savunma, güvenlik ve adalet ihtiyacı gibi sosyal sorunların çözümü ile ilgili ihtiyaçları da büyük öneme sahipken Osmanlı Devleti neden devlet bünyesinde Tanzimat dönemine kadar bu alanlara yönelik bir kurum oluşturmamıştır? Vakıflar sosyal hizmetlere ve diğer sosyal yaşama dönük sorunlarla ilgili üslendikleri görevleri yerine getirebilmişler midir?

 Tanzimat döneminde neden vakıfların organizasyonları devlet bünyesine alınmıştır? Bu çalışmada bu soruların kaynakları araştırılacak ve bu sorulara cevap bulunmaya çalışacaktır.

HARAMEYN VAKIFLARI

 Ecdâdımızın dînî hassâsiyetini belirtmeye vesîle olduğu için bir noktayı önemine binâen açıklamak isteriz. Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’ye âit olmak üzere binlerce vakıf kurulmuştur ki, bunlara umûmî bir isimle “Harameyn vakıfları” adı verilir. O mübârek topraklarda ictimâî sulh, sükûn ve refâhı sağlamak için bu nevi vakıflara, orta Avrupa’dan Yemen’e kadar her tarafta rastlanmaktaydı ve bunlar için ayrı bir idâre kurulmuştu. Bu vakıf gelirlerine ilâveten hemen her pâdişâh, İstanbul’da dokunan Kâbe örtüsünün gönderilişi sırasında hem Harameyn ve hem de mücâviri olan ahâlî için çeşitli hediye ve ihsânlarda bulunurdu. “Surre alayı”[1] denilen bu an’ane, devletin yıkılışına kadar devam etmiştir. Bu hediyeler zamanla Harameyn dâhilinde büyük bir yekûn teşkil etmiştir. Nitekim I. Cihan Harbi sırasında Şerif Hüseyin ve avenesi İngiliz tahriklerine kapılmış ve Osmanlı’ya isyân etmişti. Bu isyâna karşı Medîne müdâfaasını gerçekleştiren Fahreddin Paşa, Medîne hareminde mevcut bu kıymetli eşyaların yağmalanmasını önlemek maksadıyla, onları sandıklara yerleştirerek İstanbul’a göndermişti. Bunların 300’den fazla sandık teşkil etmesi, sadece Medine haremine gönderilen Osmanlı hediyelerinin azameti hakkında bir fikir vermeye kâfîdir.

 Başta Osmanlı pâdişahları olmak üzere, pek çok devlet adamlarının ve diğer hayırsever zenginlerin o mübârek ve mukaddes beldelere tahsîs ettikleri vakıflar sâyesinde oralarda yürütülen hizmetler, bütün ehl-i İslâm’ın takdir ve şükrânını kazanmıştır.

YAŞLI VE KİMSESİZLERİ HANIMLARI KORUYAN VAKIFLAR

 Diğer taraftan yaşlı ve kimsesiz hanımları korumak için kurulan vakıflar da câlib-i dikkattir. Bunlar, doğrudan yardım yaparak bu ihtiyar hanımların onur ve haysiyetlerini zedelememek için, onlara temizlenmiş, yıkanmış ve taranmış yün temin eder ve o ihtiyarlar da bunları eğirip iplik hâline getirirlerdi. Onların âhir ömürlerini huzur içinde geçirebilmeleri için bu emeklerinin mukâbilinde onlara dolgun ücretler veren vakıf yetkilileri, bu hizmetleriyle kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışan bu ihtiyarların, emekleriyle geçinmesine yardımcı olurlardı.

OSMANLI'DA VAKIF DUYARLILIĞI

 Osmanlı’da vakıf duyarlılığı o kadar zirveleşmişti ki, bunlar yukarıda da temas etmiş olduğumuz gibi sadece insanları değil, hayvanları, hattâ bitkileri bile şümûlüne alan bir genişlik kazanmıştı. Hakîkaten Osmanlılarda yaralı kuşlara, hasta hayvanlara ve göç edememiş olan leyleklere bakmak için tedâvi merkezleri kurulmuş ve bunların masrafları bu maksatla kurulan vakıflarca karşılanmıştır.

 Bununla alâkalı olarak Osmanlı topraklarında geçirdiği zaman zarfında gördükleri karşısında hayretler içinde kalan Fransız Comte de Bonneval, şaşkınlık içinde:

0 kişi beğendi
1



2020-03-11 11:18:24 #
Cevap :
  1. Güzel Yazı Öğreten Vakıf (Mustafa Efendi İbni Feyzullah Efendi Vakfı),
  2. Hastalara Evinde Bakım Hizmeti Su
  3. nan Vakıf (Germeyanoğlu Yakub Çelebi Vakfı)
  4. Kızlara Çeyiz Hazırlayan Vakıf ( Mehmed Esad Efendi bin Ahmet Efendi Vakfı)
  5. Duvar Yazılarını Silen Vakıf (Mehmed Han-ı Sani bin Murad Han-ı Sani Vakfı)
  6. İsrafı Önleyen Vakıf ( Sultan 1. Ahmed Han Vakfı)
  7. Yaz Günlerinde Soğuk Su Dağıtan Vakıf ( Ataullah Efendi Bin Şemseddin Vakfı)
  8. Yaşlı Fakirlere Evde Bakım Hizmeti Sunan Vakıf ( İsmail Çelebi bin Mehmed Çelebi Vakfı)
  9. Şehir Estetiğini Koruyan Vakıf ( Mehmed Hayri Paşa bin Ahmed Vakfı)
  10. Kışın Abdest Alanlara Sıcak Su Temin Eden Vakıf (Mehmet Efendioğlu Kocabeyzade Abdülhadi Efendi Vakfı)
  11. Nehir Kenarlarına Söğüt Diken Vakıf (Mehmed paşa Bin Sinan Bey Vakfı)
  12. Mübarek Gecelerde Mahkumlara İkramda Bulunan Vakıf (Hüseyin bin Abdurrahim Erzincan Vakfı)
  13. İlim Kitapları Bağışlayan Vakıf (Ahmed Paşa bin İshak Paşa Vakfı).
0 kişi beğendi


Cevap Yaz


×
Seç Değiştir



×
Seç Değiştir

×
Örnek 1 : https://www.youtube.com/watch?v=0zuBFyfQ3Qc
Örnek 2 : https://vimeo.com/8802569

01 | Osmanlıda Toprak Yönetimi

Daha önceleri Türk-İslâm devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti'nde de toprak üç birime ayrılmıştı.
1. Mülk Arazi
Osmanlı devletinde halkın elinde bulunan tamamen halka ait topraklardı. Bu tür topraklar ikiye ayrılırdı.
a) Öşür Topraklar
Fetih sırasında Müslüman­lara ait olan veya ele geçirildiğinde Müslümanlara verilmiş olan topraklardır. Bu topraklar sahiplerinin mülkü olup, istedikleri gibi tasarruf edebilirlerdi. Bu mal sahipleri öldükleri zaman öldüklerinde toprakla­rı varislerine kalabiliyordu. Devlet bu toprak.. - Yazıya Git..

02 | Osmanlı Divan Üyeleri

Asil Üyeler : Padişah, Sadrazam, Kadıasker (Kazasker), Defterdar, Nişancı.Üyeler : Rumeli Beylerbeyi, Kaptan-ı Derya, Yeniçeri Ağası. (Üyedirler ama her zaman katılmazlar)Üye olmayan : Şeyhülislam (İhtiyaç olursa çağırılır üye değildir).Divanı-ı Hümayun (Özet) : Divana üç sınıf katılır.Bunlar; Seyfiye Sınıfı, İlmiye Sınıfı ve Kalemiye Sınıfı.Seyfiye Sınıfı : Sadrazam, Kubbealtı Vezirleri, Yeniçeri Ağası, Kaptanı-ı Derya.İlmiye Sınıfı : Kazaskerler, Şeyhülislam.Kalemiye Sınıfı : Nişancı, Defterdar, Reisülküttap.
Divan-ı.. - Yazıya Git..

03 | Osmanlıda Askeri Teşkilat

Osmanlıda Askeri Teşkilat : Osmanlı beylik iken ordusu aşiretin gönüllü gazileri olan Türkmenler, alp erenler ve gazilerden meydana geliyordu. Orhan Bey döneminde ilk düzenli yaya ve atlı birlikler kuruldu.”Yaya ve Müsellem” adı verilen bu askerlere savaş zamanlarında gündelik verilirdi. I. Murat döneminde “Kapıkulu Ocağı” kurulmuştur. 15. yüzyılda Osmanlı askeri teşkilatı kara ve deniz olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir.
A - KARA KUVVETLERİ1 - KAPIKULU ASKERLERİ I. Murat döneminde Yeniçeri Ocağı kurularak.. - Yazıya Git..

04 | Osmanlıda Eğitim Ve Öğretim

İyi bir insan, iyi bir vatandaş yetiştirmek amacıyla yapılan çalışmaların tümüne eğitim denir. Osmanlı devlet anlayışında eğitimin hedefi; itaatkâr, hoşgörülü, sorumluluklarını bilen, kanunlara uyan, başkalarına saygılı, çevresine yararlı kişiler yetiştirmekti.1. ENDERUN
Bu okul II. Murat Dönemi’nde Edirne Sarayı’nda açılmıştır. Endurun’un en önemli özelliği, saray üniversitesi olmasıdır. Osmanlı Devleti’ni yönetecek idareci, komutan, devlet memuru ve sanatkârlar burada yetişmiştir. Bu okul İstanbul’un fethinden sonra.. - Yazıya Git..

05 | Osmanlılarda ordu teşkilatı

Ordu Teşkilatı Osmanlı henüz aşiret devleti iken düzenli bir ordusu yoktu. Türkmenler ve Ahilerden gönüllü birlikle oluşturuluyordu. Orhan Gazi devrinde Bursa Kuşatması sırasında düzensiz orduların yetersizliği anlaşılmış yaya ve müsellem (atlı) adı verilen ilk düzenli ordu kurulmuştur. KAPIKULU ASKERLERİ Adından anlaşılacağı üzere bunlar kapının kullarıdır. Devletten maaş alırlar, sürekli ordudur ve merkezde padişaha bağlı olarak bulunurlar. Selçuklularda görülen “hassa ordusunun” Osmanlıdaki karşılığıdır. Kendi arasında.. - Yazıya Git..

06 | Osmanlı devletinden ayrılan ilk balkan milleti kimdir

OSMANLI DEVLETİNDEN AYRILAN İLK BALKAN MİLLETİ.........................OLMUŞTUR - Soruya Git..

07 | Osmanlı devletinin haçlılarla yaptığı savaşlar

Osmanlı devletinin haçlılarla yaptığı savaşlar hangileridir ? - Soruya Git..

08 | Osmanlı devleti'nin sevr barış antlaşması'nı imzalamasının hızlan...

osmanlı devleti'nin sevr barış antlaşması'nı imzalamasının hızlandıran olay nedir - Soruya Git..

09 | Osmanlı Devleti’nin İkinci Kurucusu Sayılan Padişah Kimdir

Osmanlı Devleti’nin İkinci Kurucusu Sayılan Padişah Kimdir - Soruya Git..

10 | Osmanlıların hakimiyet altına aldığı ülkeler

Osmanlıların hakimiyet altına aldığı ülkeler hangileridir? - Soruya Git..


Benzer Sorular
İlgili Aramalar
  1. osmanlı dönemi vakıfları
  2. osmanlı dönemi vakıflarının tarihsel ve ekonomik boyutları
  3. osmanlı dönemi vakıfların isimleri
  4. osmanlı döneminde vakıfların önemi
  5. osmanlı devletinde vakıfların sağladığı yararlar neler olmuştur
  6. osmanlı devletinde vakıfların faaliyetleri
  7. osmanlı devletinde vakıfların görevleri
  8. osmanlı devletinde vakıfların idaresi
  9. osmanlı dönemindeki vakıflar isimleri
  10. osmanlı dönemi kadın vakıfları
Osmanlı İmp Bölümü Yeni Sorular











Geri
Geçmiş
Soru Sor
Arama
Menü
Kapat
Hareket Dökümü
Online Üyeler
  • zekeriya500
    zekeriya500
    Belirtmemiş
  • Kenan17
    Kenan17
    Belirtmemiş
  • Ragad
    Ragad
    Belirtmemiş
  • Mustaf Mohamed Abukar
    Mustaf Mohamed Abukar
    Belirtmemiş
  • Hsynnn
    Hsynnn
    Belirtmemiş
  • Cemmm
    Cemmm
    Belirtmemiş
  • Gizemdurukan
    Gizemdurukan
    Belirtmemiş
  • beste
    beste
    Belirtmemiş
  • Sercan Çığır
    Sercan Çığır
    Belirtmemiş
  • Muhammed Kübra
    Muhammed Kübra
    Belirtmemiş
  • SiyahBeyazDüşler
    SiyahBeyazDüşler
    Belirtmemiş
  • Vurgun30
    Vurgun30
    Belirtmemiş
  • hera
    hera
    Belirtmemiş
  • Berke59
    Berke59
    Belirtmemiş
  • esoes
    esoes
    Belirtmemiş
  • zeus
    zeus
    Belirtmemiş
  • Büşra Dere
    Büşra Dere
    Belirtmemiş
  • Deniz mavi
    Deniz mavi
    Belirtmemiş
  • Fatih Çam
    Fatih Çam
    Belirtmemiş
  • muzur06
    muzur06
    Belirtmemiş
  • İrem
    iremugras123
    Kütahya
Sitemizi kullanarak, Çerez Politikamızı , Gizlilik Politikamızı ve Hizmet Şartlarımızı okuduğunuzu ve anladığınızı kabul edersiniz.. Detay. ×